TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
olduğu gibi {adv} bekanntermaßen {adv}
olduğu gibi {s} buchstäblich {adj}
olduğu gibi {s} unfrisiert {adj}
olduğu gibi kabul edilen {s} dogmatisch {adj}
olduğu gibi kabul etmek {v} dogmatisieren {v}
olduğu gibi kabul etmek {fi} dareinfinden {v}
olduğu sürece {öt} solange {prp}
olduğu yerde bırakmak {fi} stecken lassen {v}
olduğu yerde bırakmak {fi} stehen lassen {v}
olduğu yerde bulunmak {itr} daliegen {itr}
olduğu yerde sallanmak {itr} schaukeln {itr}
olduğu yerde saymak {allg} auf der Stelle treten {allg}
olduğu yerde yatmak {itr} daliegen {itr}
olduğu yerde yatmak {fi} liegen bleiben {v}
olduğu yerden fırlamak {fi} hochschnellen {v}
olduğu zaman {öt} als {prp}
olduğu zaman {adv} wie {adv}
olduğunda {adv} wenn {adv}
olduğundan büyük algılamak {v} Überschätzen {v}
olduğundan çok daha iyi görmek {v} idealisieren {v}
olduğundan daha farklı görünmek isteyen kimse {i} der Möchtegern {m}
olduğundan daha iyi görme {i} die Idealisierung {f}
olduğundan daha küçük göstererek anlatma {i} das Understatement {n}
olduğundan daha önemsizmiş gibi göstermek {fi} herunterspielen {v}
olduğundan fazla gösterme {i} die Mache {f}
olduğundan güzel göstermek {fi} beschönigen {v}
olduğundan güzel göstermek {v} schminken {v}
olduğundan güzel göstermek {fi} schönfärben {v}
olduğundan küçük gösterme {i} die Untertreibung {f}
olduğundan küçük göstermek {v} untertreiben {v}
olduğunu göstermek {fi} hindeuten {v}
öldüğünü söylemek {fi} totsagen {v}
Indirekte Treffer
açık olduğu saatler {ç} die Öffnungszeiten {pl}
alt sosyal sınıfın egemen olduğu toplumsal düzen {i} die Ochlokratie {f}
alt sosyal sınıfın egemen olduğu toplumsal düzene ait {s} ochlokratisch {adj}
asılı olduğu yeri değiştirmek {fi} weghängen {v}
avın neden olduğu zarar {i} der Wildschaden {m}
ay ışığının parlak olduğu gece {i} die Mondnacht {f}
bankaların kapalı olduğu gün {i} der Bankfeiertag {m}
bankanın açık olduğu gün {i} der Bankarbeitstag {m}
bankanın kapalı olduğu gün {i} [tic]der Bankfeiertag {m}
baronun sahip olduğu mülkler {i} die Baronie {f}
bir kişinin sahip olduğu tüm atlar {i} [sp]der Stall {m}
birçok aracının arada olduğu ticari halka {i} [tic]der Kettenhandel {m}
böyle olduğu belli oluyor {allg} hieraus ergibt sich, dass es so ist {allg}
böyle olduğu besbelli {allg} es ist klar, dass es so ist {allg}
böyle olduğu gözüküyor {allg} es erweist sich, dass es so ist {allg}
böyle olduğu sabittir {allg} es steht fest, dass es so ist {allg}
böyle olduğu şüphesizdir {allg} es steht fest, dass es so ist {allg}
bulunduğu veya ait olduğu toplumdan uzaklaştırılmış kişi {i} der Drop-out {m}
büyük bir ticari şirketin sahip olduğu banka {i} [tic]die Konzernbank {f}
cinselliğin ön planda olduğu {s} körperorientiert {adj}
devletin her şeyden sorumlu olduğu düşüncesi {i} das Obrigkeitsdenken {n}
enin yükseklikten fazla olduğu boyut {i} das Querformat {n}
eskiden olduğu gibi {adv} bisher {adv}
eskiden olduğu gibi {allg} nach wie vor {allg}
gece ve gündüzün eşit olduğu gün {i} das Aquinoktium {n}
genişliğin yükseklikten daha fazla oldugu biçim {i} das Breitformat {n}
gerçek fikrini olduğu gibi söylemek {allg} klaren Wein einschenken {allg}
gerçek olduğu belli olmak {allg} als wahr erweisen {allg}
halkın egemen olduğu rejim {i} [pol]die Volksherrschaft {f}
halkın sahip olduğu tüm değerler {i} das Volksvermögen {n}
her şeyin dahil olduğu fiyat {i} der Inklusivpreis {m}
her şeyin serbest olduğu seviyesiz bir toplantı {i} die Orgie {f}
her zaman olduğu gibi {allg} wie immer {allg}
huzursuzluğun hakim oldugu yer {i} der Unruheherd {m}
ihtisas sahibi olduğu konuyu izah etmek {allg} ein Referat halten {allg}
işlerin en yoğun olduğu sezon {i} die Hochsaison {f}
işyerlerinin açık olduğu saatler {i} die Hauptgeschäftszeit {f}
ışığı olduğu gibi geçiren {s} [fiz]achromatisch {adj}
kız kardeşin sebep olduğu {s} schwesterlich {adj}
köyde olduğu gibi {s} ländlich {adj}
malum olduğu gibi {allg} jedermann bekannt {allg}
malum olduğu üzere {a} bekanntlich {a}
masallarda olduğu gibi {s} märchenhaft {adj}
mümkün olduğu kadar {allg} nach Möglichkeit {allg}
mümkün olduğu kadar {allg} nach möglich {allg}
mümkün olduğu kadar {adv} möglichst {adv}
mümkün olduğu kadar {adv} womöglich {adv}
mümkün olduğu kadar {adv} tunlichst {adv}
mümkün olduğu kadar çabuk {allg} möglichst bald {allg}
mümkün olduğu kadar erken {allg} tunlichst bald {allg}
Nazi Almanya'sında Yahudi olan herkesin göğsünde taşımak zorunda olduğu yıldız sembolü {i} [pol]der Judenstern {m}
olayları olduğu gibi anlatan rapor {i} das Tatsachenbericht {n}
olduğu gibi {s} unfrisiert {adj}
olduğu gibi {s} buchstäblich {adj}
olduğu gibi {adv} bekanntermaßen {adv}
olduğu gibi kabul edilen {s} dogmatisch {adj}
olduğu gibi kabul etmek {fi} dareinfinden {v}
olduğu gibi kabul etmek {v} dogmatisieren {v}
olduğu sürece {öt} solange {prp}
olduğu yerde bırakmak {fi} stehen lassen {v}
olduğu yerde bırakmak {fi} stecken lassen {v}
olduğu yerde bulunmak {itr} daliegen {itr}
olduğu yerde sallanmak {itr} schaukeln {itr}
olduğu yerde saymak {allg} auf der Stelle treten {allg}
olduğu yerde yatmak {fi} liegen bleiben {v}
olduğu yerde yatmak {itr} daliegen {itr}
olduğu yerden fırlamak {fi} hochschnellen {v}
olduğu zaman {adv} wie {adv}
olduğu zaman {öt} als {prp}
önceden olduğu gibi {allg} wie gehabt {allg}
ortaçağda cadı olduğu sanılan kadınların yakılarak öldürülmesi {i} die Hexenverbrennung {f}
pazar günü doğmuş olduğu için şanslı olarak adlandırılan çocuk {i} das Sonntagskind {n}
rekabet yasağının geçerli olduğu süre {i} die Karenzzeit {f}
resmi daireinin sorumlu olduğu bölge {i} der Amtsbezirk {m}
resmi dairelerin geç saate kadar açık olduğu gün {i} das Dienstleistungsabend {n}
şehirleşmenin yoğun olduğu bölge {i} der Ballungsraum {m}
şehirleşmenin yoğun olduğu bölge {i} das Ballungsgebiet {n}
sorumlu olduğu alan {i} die Zuständigkeit {f}
tıpkı eskiden olduğu gibi {allg} nach wie vor {allg}
trafiğin çok yoğun olduğu saatler {i} der Hochbetrieb {m}