TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
içinde {a} binnen {a}
içinde {adv} darin {adv}
içinde {adv} darinnen {adv}
içinde {adv} drin {adv}
içinde {adv} drinnen {adv}
içinde {s} inbegriffen {adj}
içinde {a} einschließlich {a}
içinde {öt} in {prp}
içinde {adv} inklusive {adv}
içinde {adv} inmitten {adv}
içinde {a} innen {a}
içinde {adv} innerhalb {adv}
içinde {a} unter {a}
içinde {a} einbegriffen {a}
içinde boğulmak {v} überschwemmen {v}
içinde bulunan {i} der Insasse {m}
içinde bulunan {i} die Insassin {f}
içinde bulunan {adv} inwohnend {adv}
içinde bulundurmak {v} enthalten {v}
içinde bulundurmak {v} implizieren {v}
içinde bulunulan yılın {allg} anni currentis {allg}
içinde cin bulunan içki çeşitleri {i} der Genever {m}
içinde esrar sarılı sigara {i} der Joint {m}
içinde hissetmek {fi} nachempfinden {v}
içinde hücrelerin bulunduğu kanın sıvı kısmı {i} das Plasma {n}
içinde kalmak {itr} drinbleiben {itr}
içinde kaybolmak {allg} verlieren {allg}
içinde krema ve çikolata olan dilim pasta {i} das Eclair {n}
içinde kurşunun kaldığı yara {i} der Steckschuss {m}
içinde olan {adv} implizit {adv}
içinde olmak {fi} innewohnen {v}
içinde olmak üzere {a} einschließlich {a}
içinde oturulabilir {s} bewohnbar {adj}
içinde oturulabilir {s} beziehbar {adj}
içinde oturulması mümkün olmayan {s} unwohnlich {adj}
içinde oturulmaz {s} unbewohnbar {adj}
içinde sağlamak {allg} in sich schließen {allg}
içinde taşımak {allg} in sich schließen {allg}
içinde tat verici katkı malzemesi bulunan çikolata {i} die Praline {f}
içinde yok olmak {fi} aufgehen {v}
içindeki {i} der Inhalt {m}
içindeki {i} der Insasse {m}
içindeki {adv} inwohnend {adv}
içindekiler {i} der Gehalt {m}
içindekiler {i} [tic]der Index {m}
içindekiler {i} der Inhalt {m}
içindekiler {i} die Inhaltsangabe {f}
içindekiler {i} die Inhaltsübersicht {f}
içindekiler {i} das Inhaltsverzeichnis {n}
içindekiler {i} die Übersicht {f}
içindekiler {ç} die Zutaten {pl}
içindelik durumu {i} [dilb]der Inessivus {m}
içinden {a} durch {a}
içinden {adv} heraus {adv}
içinden {adv} hindurch {adv}
içinden {allg} im stillen {allg}
içinden {adv} innerlich {adv}
içinden {adv} quer {adv}
içinden {adv} querdurch {adv}
içinden {s} still {adj}
içinden {allg} von innen {allg}
içinden {allg} von innen heraus {allg}
içinden çekmek {fi} ausnehmen {v}
içinden çıkarmak {fi} ausnehmen {v}
içinden çıkılamaz {s} unlösbar {adj}
içinden çıkılması güç {s} verzwickt {adj}
içinden çıkılması zor {s} knifflig {adj}
içinden çıkılmaz {s} geschraubt {adj}
içinden çıkılmaz {s} überzwerch {adj}
içinden çıkılmaz {s} unentwirrbar {adj}
içinden deli dere akan dar yarık {i} [coğ]die Klamm {f}
içinden geçerek dolaşmak {fi} durchstreichen {v}
içinden geçerek gitmek {fi} durchfahren {v}
içinden geçip gitmek {v} durchqueren {v}
içinden geçirmek {fi} durchführen {v}
içinden geçme {i} die Durchquerung {f}
içinden geçmek {öt} durch {prp}
içinden geçmek {fi} durchfahren {v}
içinden geçtiği gibi konuşmak {allg} das Herz auf der Zunge tragen {allg}
içinden geldiği gibi konuşmak {fi} herausreden {v}
Indirekte Treffer
-nın içinde {öt} zu {prp}
acele içinde {adv} postwendend {adv}
acele içinde {i} die Blitzesschnelle {f}
acele içinde {i} die Hastigkeit {f}
acele içinde {i} die Schnelligkeit {f}
acele içinde {i} die Eile {f}
acele içinde {i} die Hetzjagd {f}
acele içinde {adv} in Hast {adv}
acele içinde {s} schnell {adj}
acele içinde {i} die Dringlichkeit {f}
acele içinde {i} die Hetzerei {f}
acele içinde {i} das Tempo {n}
acele içinde {s} eilig {adj}
acele içinde {s} Rasch {adj}
acele içinde {s} dringlich {adj}
acele içinde {i} die Hetze {f}
acele içinde {s} sofortig {adj}
acele içinde {i} die Eilfracht {f}
acele içinde {s} pressant {adj}
acele içinde {s} dringend {adj}
acele içinde {i} die Hektik {f}
acele içinde {i} die Schusseligkeit {f}
acele içinde {i} die Eilfertigkeit {f}
acı içinde kıvranmak {itr} seufzen {itr}
açlık içinde yaşamak {fi} durchhungern {v}
aile içinde yaşama {i} der Familienanschluss {m}
alevler içinde bulunmak {allg} in Flammen stehen {allg}
alındıktan sonra bir ay içinde {allg} einen Monat nach Erhalt {allg}
araba içinde film seyredilebilen sinema {i} das Autokino {n}
barış içinde {s} kampflos {adj}
belirli bir zaman dilimi içinde adına rezervasyon yapma {i} die Option {f}
belirli sınırlar içinde {allg} in gewissen Grenzen {allg}
bir çevre içinde oluşan farklı bir ortam {i} die Oase {f}
bir filmin veya yayının içinde göstermek {fi} [sin]einblenden {v}
bir filmin veya yayının içinde göstermek (örneğin jeneriği) {fi} einblenden {v}
bir hafta içinde {allg} binnen einer Woche {allg}
bir hafta içinde {allg} in einer Woche {allg}
bir saat içinde {allg} in einer Stunde {allg}
bir şey ile çelişki içinde bulunmak {allg} im Widerspruch zu etw stehen {allg}
birisini hayretler içinde bırakmak {v} bestürzen {v}
birisini hayretler içinde bırakmak {allg} jdn in Erstaunen versetzen {allg}
birisiyle dayanışma içinde olmak {fi} solidarisieren {v}
biriyle şiddetli çekişme içinde olmak {allg} mit jemandem Krach haben {allg}
birkaç gün içinde {allg} in wenigen Tagen {allg}
birlik içinde {adv} unisono {adv}
birlikte uyum içinde çalışma {i} das Zusammenspiel {n}
böbrek dokusu içinde iltihap oluşması {i} der Nierenabszess {m}
bok içinde {s} beschissen {adj}
bolluk içinde {adv} behaglich {adv}
bolluk içinde yaşamak {allg} im Schmalz sitzen {allg}
borç içinde yüzen {allg} mit Schulden behaftet {allg}
borç içinde yüzmek {allg} angekreidet sein {allg}
bu ay içinde {allg} in diesem Monat {allg}
bunun içinde {adv} darin {adv}
bunun içinde {adv} drein {adv}
büyük sevinç içinde {adv} freudestrahlend {adv}
çalışılan yörenin içinde bulunduğu zor şartlar gereğince çalışanların maaşına yapılan ek zam {i} der Ortszuschlag {m}
çalışılan yörenin içinde bulunduğu zor şartlar gereğince çalışanların maaşına yapılan ek zam {i} die Ortszulage {f}
çalma hırsı içinde {s} raubgierig {adj}
çaresizlik içinde {adv} händeringend {adv}
coşku içinde bahsetmek {itr} vorschwärmen {itr}
coşku içinde karşılamak {fi} zujubeln {v}
dayanışma içinde {s} kameradschaftlich {adj}
dayanışma içinde {s} solidarisch {adj}
dehşet içinde olmak {allg} entsetzt sein {allg}
devamlı çalma dürtüsü içinde bulunan kimse {i} der Kleptomane {m}
düşmanca tavırlar içinde olan {i} der Unhold {m}
ekonomik olarak sıkıntı içinde bulunmak {itr} krebsen {itr}
embriyonun içinde bulunduğu sıvı {i} [hek]das Fruchtwasser {n}
ev içinde kullanılan etrafı parmaklıklı çocuk bahçesi {i} der Laufstall {m}
evvel zaman içinde {adv} vorzeiten {adv}
farklı ırktan kişilerin barış içinde yaşaması {i} die Rassenintegration {f}
gerilim içinde {s} gebannt {adj}
gırtlağına kadar borç içinde {s} überschuldet {adj}
gırtlağına kadar borç içinde olma {i} die Überschuldung {f}
günlük cironun içinde bulunduğu kasa {i} die Tageskasse {f}
günlük hasılatın içinde bulunduğu kasa {i} die Tageskasse {f}
güven içinde olmak {allg} in Sicherheit sein {allg}
hafif suçların ağır suçun içinde erimesi {i} die Konsumtion {f}
hafta içinde {allg} die Woche über {allg}