TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
yüksek {adv} erhaben {adv}
yüksek {a} groß {a}
yüksek {a} happig {a}
yüksek {s} hell {adj}
yüksek {s} hoch {adj}
yüksek {s} hoch gestellt {adj}
yüksek {s} hoch stehend {adj}
yüksek {a} laut {a}
yüksek {s} obere {adj}
yüksek {a} oberer {a}
yüksek {a} oberes {a}
yüksek {s} stolz {adj}
yüksek {s} überhöht {adj}
yüksek açıköğretim {i} das Fernhochschulstudium {n}
yüksek akım tekniği {i} die Starkstromtechnik {f}
yüksek alın {i} die Denkerstirn {f}
yüksek alkollü bira {i} das Bock {n}
yüksek alkollü bira {i} das Bockbier {n}
yüksek Almanca {i} das Hochdeutsch {n}
yüksek anten {i} die Hochantenne {f}
yüksek apartman {i} das Hochhaus {n}
yüksek askeri mahkeme {i} [ask]das Oberkriegsgericht {n}
Yüksek Askeri şura {allg} [ask]Hoher Wehrrat {allg}
yüksek ateş sebebiyle kendinden geçme {i} [hek]die Tetanie {f}
yüksek atlama {i} [sp]das Hochspringen {n}
yüksek atlama {i} [sp]der Hochsprung {m}
yüksek atlama çıtasını düşürmek {allg} [sp]die Latte reißen {allg}
yüksek atlama sırığı {i} [sp]die Latte {f}
yüksek atlama sırığı {i} [sp]die Perche {f}
yüksek ayarlı {s} hochkarätig {adj}
yüksek basamak {nm} Podest {nm}
yüksek basınç {i} [fiz]der Hochdruck {m}
yüksek basınç alanı {i} die Antizyklone {f}
yüksek basınç alanı {i} das Hochdruckgebiet {n}
yüksek basınç kompresörü {i} der Hochdruckkompressor {m}
yüksek basınç merkezi {i} das Hoch {n}
yüksek basınç pistonu {i} der Hochdruckzylinder {m}
yüksek basınç türbini {i} die Hochdruckturbine {f}
yüksek basınçlı {s} [tek]hochgespannt {adj}
yüksek basınçlı buhar {i} der Hochdruckdampf {m}
yüksek basınçlı buhar {i} der Hochdruckverdampfer {m}
yüksek basınçlı kazan {i} der Hochdruckkessel {m}
yüksek basınçlı kum püskürtme cihazı {i} das Sandstrahlgebläse {n}
Yüksek Belediyeler Birliği {i} der Landschaftsverband {m}
yüksek bina {i} das Hochhaus {n}
yüksek bir aileden olmak {allg} aus einer gehobenen Familie stammen {allg}
yüksek bir yere çıkmak {fi} aufsteigen {v}
yüksek bölge {i} das Hochland {n}
yüksek dağ {i} [yerb]die Alb {f}
yüksek değer {i} die Überwertung {f}
yüksek değerde sigorta ettirme {i} die Überversicherung {f}
yüksek değerli mal {allg} hochwertiger Artikel {allg}
yüksek depo {i} der Hochbehälter {m}
yüksek derecede {s} hochgradig {adj}
yüksek derecede {allg} in hohem Grad {allg}
yüksek derecede {allg} in hohem Maße {allg}
yüksek derecede {s} krass {adj}
yüksek derecede arıtılmış {a} hochveredelt {a}
yüksek derecede eriyen {s} hochschmelzend {adj}
yüksek derecede kaynar {s} hochsiedend {adj}
yüksek dereceli {s} hochgradig {adj}
yüksek dereceli {s} hochwertig {adj}
yüksek dereceli alkol {i} der Hartspiritus {m}
yüksek dereceli lise {i} das Gymnasium {n}
yüksek dereceli memur ünvanı {i} der Rat {m}
Yüksek devlet savcısı {i} der Oberstaatsanwalt {m}
yüksek doğum oranlı {s} geburtenstark {adj}
yüksek doz {i} [hek]der Stoß {m}
yüksek duvar {i} die Zyklopenmauer {f}
yüksek düzeyde seminer {i} das Hauptseminar {n}
yüksek eğitimli {s} hochgebildet {adj}
yüksek enflasyon oranı {allg} hohe Inflationsrate {allg}
yüksek evsaflı kale çeliği {i} der Schnellarbeitsstahl {m}
yüksek eyalet hakimi {i} der Oberrichter {m}
yüksek eyalet hakimi {i} die Oberrichterin {f}
yüksek eyalet mahkemesi {i} das Oberlandesgericht {n}
Yüksek Eyalet Mahkemesi {i} [huk]das Kammergericht {n}
yüksek faiz dönemi {i} die Hochzinsperiode {f}
yüksek faiz getiren {a} hochverzinslich {a}
yüksek faiz politikası {i} die Hochzinspalitik {f}
Indirekte Treffer
açık artırmada en yüksek fiyatı veren kişi {fm} Meistbietender {fm}
açık artırmada en yüksek fiyatı verene satmak {fi} zuschlagen {v}
alıcılarda alçak frekansı yüksek frekansa çevirmeye yarayan cihaz {i} [tek]der Demodulator {m}
alırken çok yüksek fiyat {i} der Schandpreis {m}
alkol derecesi yüksek {s} scharf {adj}
alkol derecesi yüksek {a} hochprozentig {a}
ancak meraklıların ödeyeceği yüksek fiyat {i} der Liebhaberpreis {m}
bazı firmaların mallarını yüksek fiyatla satmak amacıyla düzenledikleri ucuz gezi {i} die Kaffeefahrt {f}
besin değeri yüksek yiyecek {a} vollwert {a}
bir alanda yüksek öğrenime başlamak {allg} ein Studium beginnen {allg}
bir sonraki en yüksek {s} nächsthöher {adj}
böbrek rahatsızlığı nedeniyle oluşan yüksek tansiyon {allg} renale Hypertonie {allg}
cinsel zevkin en yüksek noktası {i} der Orgasmus {m}
çok katlı yüksek yapı {i} der Hochbau {m}
çok yüksek {allg} zu hoch {allg}
çok yüksek {s} himmelhoch {adj}
çok yüksek {s} haushoch {adj}
çok yüksek {s} gepfeffert {adj}
çok yüksek fiyat {i} der Bombenpreis {m}
çok yüksek fiyat {allg} horrender Preis {allg}
çok yüksek fiyat {s} happig {adj}
çok yüksek sesli {s} überlaut {adj}
çok yüksek sesli {s} ohrenbetäubend {adj}
daha yüksek {s} übergeordnet {adj}
daha yüksek değerli {a} höherwertig {a}
daha yüksek fiyat koymak {allg} teuerer auszeichnen {allg}
daha yüksek fiyatlandırmak {allg} teuerer auszeichnen {allg}
daha yüksek olmak {itr} ragen {itr}
daha yüksek olmak {fi} [mim]überragen {v}
değeri yüksek mal {allg} hochwertiger Artikel {allg}
demirhaç nişanının yüksek derecesi {i} das Ritterkreuz {n}
derecesi yüksek {s} hochprozentig {adj}
en yüksek {s} maximal {adj}
en yüksek {a} äußerster {a}
en yüksek {a} höchster {a}
en yüksek {allg} am höchsten {allg}
en yüksek {allg} höchste {allg}
en yüksek {a} allerhöchster {a}
en yüksek {a} oberster {a}
en yüksek {allg} Höchst- {allg}
en yüksek {i} das Maximum {n}
en yüksek {s} höchst {adj}
en yüksek artıran {a} meistbietend {a}
en yüksek ceza {i} die Höchststrafe {f}
en yüksek ceza {i} die Maximalstrafe {f}
en yüksek ciro yapan mal {allg} umsatzstärkster Artikel {allg}
en yüksek değer {i} der Höchstwert {m}
en yüksek derecede basınç {i} der Maximaldruck {m}
en yüksek derecede hız {i} die Maximalgeschwindigkeit {f}
en yüksek dini makam {i} der Synod {m}
en yüksek etki {i} die Spitzenwirkung {f}
en yüksek fiyat {i} der Höchstpreis {m}
en yüksek fiyat {i} der Bestpreis {m}
en yüksek gelir {i} der Höchstgehalt {m}
en yüksek gerilim {i} die Maximalspannung {f}
en yüksek had {i} der Höchststand {m}
en yüksek icap {allg} höchstes Gebot {allg}
en yüksek mahkeme {allg} höchstes Gericht {allg}
en yüksek meblağ {i} der Maximalbetrag {m}
en yüksek mevkiye ulaşmak {allg} seinen höchsten Stand erreichen {allg}
en yüksek miktar {i} der Höchstgehalt {m}
en yüksek nokta {i} der Höhepunkt {m}
en yüksek nokta {i} der Clou {m}
en yüksek pey {allg} höchstes Gebot {allg}
en yüksek puan {i} [sp]die Traumnote {f}
en yüksek ses {i} [müz]die Oberstimme {f}
en yüksek teklif {i} das Letztangebot {n}
en yüksek teklif {i} das Höchstgebot {n}
en yüksek teklif {allg} höchstes Gebot {allg}
en yüksek teklif {i} das Meistgebot {n}
en yüksek teklif {i} das Höchstangebot {n}
en yüksek teklif {allg} letztes Gebot {allg}
en yüksek teklif veren {a} meistbietend {a}
en yüksek teklif veren {i} der Höchstbietender {m}
en yüksek teklif yapan {a} meistbietend {a}
en yüksek teklifi veren {i} der Bestbietender {m}
en yüksek teklifi veren kimse {i} der Meistbietender {m}
en yüksek teklifi yapan {i} der Bestbietender {m}
en yüksek teklifi yapan kimse {i} der Meistbietender {m}
en yüksek ücret {i} das Höchstlohn {n}