TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
yiyecek {i} die Beköstigung {f}
yiyecek {i} das Essbare {n}
yiyecek {ç} die Fressalien {pl}
yiyecek {i} die Kost {f}
yiyecek {ç} die Lebensmittel {pl}
yiyecek {i} die Nahrung {f}
yiyecek {i} die Speisung {f}
yiyecek {i} die Stärkung {f}
yiyecek {i} die Verpflegung {f}
yiyecek bir lokması bile olmamak {allg} nichts zu essen haben {allg}
yiyecek bulmak için suya dalmak {itr} gründeln {itr}
yiyecek çantası {i} der Knappsack {m}
yiyecek darlığı {i} die Lebensmittelknappheit {f}
yiyecek darlığı {i} der Nahrungsmangel {m}
yiyecek giderleri {i} der Ernährungsaufwand {m}
yiyecek giderleri {ç} die Verpflegungskosten {pl}
yiyecek haşlamak {v} brühen {v}
yiyecek hırsızlığı {i} [huk]der Mundraub {m}
yiyecek içecek sanayii {i} die Ernährungswirtschaft {f}
yiyecek içecek satan işyeri {i} das Wirtshaus {n}
yiyecek ikram etmek {v} bewirten {v}
yiyecek kabuğunu soymak {fi} aushülsen {v}
yiyecek kıtlığı {i} der Nahrungsmangel {m}
yiyecek madde {ç} die Fressalien {pl}
yiyecek maddesi {i} das Lebensmittel {n}
yiyecek sağlamak {itr} furagieren {itr}
yiyecek temin etmek {itr} furagieren {itr}
yiyecek tıkınmak {itr} futtern {itr}
yiyecek ve içecek {allg} Speise und Trank {allg}
yiyecek ve içecek satan bir yeri idare etmek {itr} wirtschaften {itr}
yiyecek vermek {v} beliefern {v}
yiyecekler {ç} die Esswaren {pl}
yiyecekler {ç} die Lebensmittel {pl}
yiyecekler {i} das Nahrungsmittel {n}
yiyecekleri gizli gizli yeme {i} die Näscherei {f}
yiyeceklerin vesikaya bağlanması {i} die Zwangswirtschaft {f}
yiyecekmişçesine bakmak {ç} die Stielaugen machen {pl}
Indirekte Treffer
belirli bir süre için verilen yiyecek payı {i} die Ration {f}
besin değeri yüksek yiyecek {a} vollwert {a}
bir kenara ayrılan yiyecek {i} die Reserve {f}
bir yiyecek maddesinin şeffaf bir folyo ile paketlenmesi {i} die Klarsichtpackung {f}
birine yiyecek gibi bakmak {allg} Stielaugen machen {allg}
birisine yiyecek vermek {v} verproviantieren {v}
donmuş yiyecek {i} die Tiefkühlkost {f}
ekmeğe sürülen yiyecek {i} der Brotbelag {m}
ekmeğin üzerine sürülen yiyecek {i} der Brotaufstrich {m}
en kaliteli yiyecek {i} das Parfait {n}
gezi için yanında getirilen yiyecek {i} der Mundvorrat {m}
günlük gıdaya ilaveten tüketilen yiyecek {allg} Zukost {allg}
günlük gıdaya ilaveten tüketilen yiyecek {allg} Beikost {allg}
hamur işi yiyecek {i} das Gebäck {n}
hamur işi yiyecek {i} die Pastete {f}
Hayvanlara yiyecek vermeyin! {allg} nicht füttern {allg}
ikram edilen yiyecek içecekler {i} die Bewirtung {f}
isçiye ücret yerine yiyecek ve giyecek gibi şeylerin verilmesi {i} das Deputat {n}
kıtlık veya savaş gibi belirli bir dönem için ayrılmış yiyecek {i} der Proviant {m}
kıtlıkta yiyecek karnesi {i} die Lebensmittelkarte {f}
kokteyllere aperitif olarak hazırlanmış çörek türü yiyecek {i} das Kanapee {n}
lezzetli bir yiyecek {i} der Leckerbissen {m}
lezzetli yiyecek {i} die Feinkost {f}
lezzetli yiyecek {i} die Delikatesse {f}
lezzetli yiyecek maddeleri satan yer {i} das Feinkostgeschäft {n}
nefis yiyecek {i} die Delikatesse {f}
otelde yiyecek verme sistemi {i} die Pension {f}
şekerli yiyecek {i} die Süßigkeit {f}
soğuk yiyecek {i} das Beigericht {n}
tadı harika yiyecek {i} die Delikatesse {f}
tatlı hamur işi yiyecek {i} die Süßigkeit {f}
tuzsuz yiyecek kürü {allg} salzarme Kost {allg}
yiyecek bir lokması bile olmamak {allg} nichts zu essen haben {allg}
yiyecek bulmak için suya dalmak {itr} gründeln {itr}
yiyecek çantası {i} der Knappsack {m}
yiyecek darlığı {i} der Nahrungsmangel {m}
yiyecek darlığı {i} die Lebensmittelknappheit {f}
yiyecek giderleri {ç} die Verpflegungskosten {pl}
yiyecek giderleri {i} der Ernährungsaufwand {m}
yiyecek haşlamak {v} brühen {v}
yiyecek hırsızlığı {i} [huk]der Mundraub {m}
yiyecek içecek sanayii {i} die Ernährungswirtschaft {f}
yiyecek içecek satan işyeri {i} das Wirtshaus {n}
yiyecek ikram etmek {v} bewirten {v}
yiyecek kabuğunu soymak {fi} aushülsen {v}
yiyecek kıtlığı {i} der Nahrungsmangel {m}
yiyecek madde {ç} die Fressalien {pl}
yiyecek maddesi {i} das Lebensmittel {n}
yiyecek sağlamak {itr} furagieren {itr}
yiyecek temin etmek {itr} furagieren {itr}
yiyecek tıkınmak {itr} futtern {itr}
yiyecek ve içecek {allg} Speise und Trank {allg}
yiyecek ve içecek satan bir yeri idare etmek {itr} wirtschaften {itr}
yiyecek vermek {v} beliefern {v}
yoksullara yiyecek dağıtmak için kurulmuş hayır kurumu {i} die Armenküche {f}
yoksullara yiyecek dağıtmak için kurulmuş hayır kurumu {i} die Armenküche {f}
yolluk yiyecek {i} die Wegzehrung {f}