TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
gelen {s} einfallend {adj}
gelen gemi {i} der Ankunftsschiff {m}
gelen göçmen {i} der Einwanderer {m}
gelen göçmen {i} die Einwandererin {f}
gelen mal navlunu {i} [tic]die Eingangsfracht {f}
gelen posta {i} der Posteingang {m}
gelen uyarıya karşı verilen içgüdüsel hareket {i} der Reflex {m}
gelene ağam gidene paşam demek {allg} zu allem ja und amen sagen {allg}
gelenek {i} die Art {f}
gelenek {i} der Brauch {m}
gelenek {i} der Gebrauch {m}
gelenek {i} die Gepflogenheit {f}
gelenek {i} die Gewohnheit {f}
gelenek {i} das Herkommen {n}
gelenek {i} die Institution {f}
gelenek {i} der Kodex {m}
gelenek {i} die Konvenienz {f}
gelenek {i} die Konvention {f}
gelenek {i} die Sitte {f}
gelenek {i} die Tradition {f}
gelenek {i} die Überlieferung {f}
gelenek {i} der Usus {m}
gelenek {i} der Volksbrauch {m}
gelenek haline gelmek {allg} in Gebrauch kommen {allg}
gelenek ve görenek {s*be} Sitten und Gebräuche {s*be}
gelenek ve görenekler {i} das Brauchtum {n}
gelenek ve göreneklerle belirlenmiş kurallar {i} die Observanz {f}
gelenek yerleştirmek {v} institutionalisieren {v}
gelenekçilik {i} der Traditionalismus {m}
geleneklerden ayrılmak {fi} abweichen {v}
geleneklere aykırı {s} sittenwidrig {adj}
geleneksel {s} althergebracht {adj}
geleneksel {s} angestammt {adj}
geleneksel {a} hergebracht {a}
geleneksel {s} herkömmlich {adj}
geleneksel {s} konventionell {adj}
geleneksel {s} landesüblich {adj}
geleneksel {s} landläufig {adj}
geleneksel {s} patriarchalisch {adj}
geleneksel {s} traditionell {adj}
geleneksel {s} überliefert {adj}
geleneksel {a} üblich {a}
geleneksel {s} usuell {adj}
geleneksel bütçe {allg} konventionelles Budget {allg}
geleneksel davranış {i} der Wandel {m}
geleneksel olarak toplumda yerleşmiş hak {i} [huk]das Gewohnheitsrecht {n}
geleneksel olmayan {s} unkonventionell {adj}
geleneksel prensipler {ç} die hergebrachte Grundsätze {pl}
geleneksel tavır {i} der Wandel {m}
geleneksel yemekler {allg} bürgerliche Küche {allg}
Indirekte Treffer
-dan gelen {öt} aus {prp}
-den gelen {öt} aus {prp}
aileden gelen {i} der Familienangehörige {m}
ani bir beyin anoksiye bağlı olarak meydana gelen kan basıncı düşmesi ve bilinç kaybı {i} die Synkope {f}
ani gelen fikirlerden yoksun {s} einfallslos {adj}
aniden akla gelen fikir {i} die Eingebung {f}
aniden akla gelen fikir {i} der Einfall {m}
aniden akla gelen fikir {i} der Geistesblitz {m}
anneden gelen {s} mütterlich {adj}
ard arda gelen {allg} sukzessiv {allg}
ardından gelen {i} der Nachfolger {m}
arıtma tesislerinden gelen temiz su {i} das Rieselwasser {n}
arkadan gelen {s} nachfolgend {adj}
arkadan gelen {i} die Folge {f}
atıcılıkda ikinci gelen kişi {i} [sp]der Ritter {m}
aynı kökten gelen {s} stammverwandt {adj}
aynı soydan gelen organizmaları kapsayan ana kol {i} [anat]das Phylum {n}
bakanlıktan gelen {s} ministeriell {adj}
başlangıç noktasma doğru geri gelen {a} retrograd {a}
başta gelen {i} die Hauptbeschäftigung {f}
birbiri ardına gelen {adv} aufeinander folgend {adv}
birinin soyundan gelen {i} der Deszendent {m}
çok anlama gelen {s} dehnbar {adj}
dağda meydana gelen kaza {i} der Bergunfall {m}
davetsiz gelen {s} ungebeten {adj}
denizden gelen pislik {i} der Auswurf {m}
dışardan gelen {s} äußer {adj}
dışarıdan gelen {i} der Zugereister {m}
doğumdan sonra kadının göğsünden gelen süte benzer sıvı {i} [hek]die Kolostralmilch {f}
ele gelen {s} handlich {adj}
elinden her gelen adam {i} der Tausendkünstler {m}
elinden her gelen kimse {allg} Hans Dampf in allen Gassen {allg}
en başta gelen {s} vorderst {adj}
eve özel derse gelen öğretmen {i} der Hauslehrer {m}
fazla çalışma ile meydana gelen nasır {i} die Schwiele {f}
gece yarısı meydana gelen {s} mitternächtlich {adj}
gelen gemi {i} der Ankunftsschiff {m}
gelen göçmen {i} die Einwandererin {f}
gelen göçmen {i} der Einwanderer {m}
gelen mal navlunu {i} [tic]die Eingangsfracht {f}
gelen posta {i} der Posteingang {m}
gelen uyarıya karşı verilen içgüdüsel hareket {i} der Reflex {m}
geriden gelen birlik {i} [ask]die Nachhut {f}
göğüsten gelen ses {i} die Bruststimme {f}
hastalık nedeni ile dokularda meydana gelen değişimleri inceleyen doktor {i} der Pathologe {m}
havadan gelen {s} angeflogen {adj}
haydan gelen {s} angeflogen {adj}
haydan gelen huya gider {allg} wie gewonnen so zerronnen {allg}
her hastalığa iyi gelen ilaç {i} das Universalmittel {n}
heyecana gelen {i} der Enthusiast {m}
içten gelen {i} der Insider {m}
iki eşit üçgenin birleşmesiyle meydana gelen dörtgen {i} das Deltoid {n}
iki kısa mesafeli yer arasında gidip gelen otobüs {i} der Pendelbus {m}
ileri gelen {s} tonangebend {adj}
ileri gelen {s} prominent {adj}
ileri gelen {adv} führend {adv}
intestinal sistemin dengesinde meydana gelen bozukluklar {i} [hek]die Dysbiose {f}
işe gelen {i} der Einpendler {m}
kalpten ileri gelen {a} kardiogen {a}
karşı yönden gelen trafik {i} der Gegenverkehr {m}
keton cisimlerinin aşırı artışına bağlı olarak meydana gelen asidoz {allg} diabetische Ketoazidose {allg}
keton cisimlerinin aşırı artışına bağlı olarak meydana gelen asidoz {i} die Ketoazidose {f}
kırılma yüzünden meydana gelen zarar ve ziyan {i} der Bruchschaden {m}
kısa mesafede gidip gelen ulaşım aracı {i} die Pendelverkehr {f}
köyün ileri gelen yaşlısı {fm} Dorfältester {fm}
kulağa hoş gelen müzik {allg} gefällige Musik {allg}
kulağa hoş gelen müzik parçası {i} der Ohrenschmaus {m}
lazım gelen {s} gehörig {adj}
mal satışlarından gelen getiriler {allg} Erträge aus Warenverkäufen {allg}
meydana gelen {adv} entstehend {adv}
önde gelen {s} vorhergehend {adj}
önde gelen {s} prominent {adj}
önde gelen {a} führend {a}
önde gelen {a} federführend {a}
önde gelen kişiler {i} die Spitze {f}
önde gelen sanayici {i} der Industrieführer {m}
önde gelen şirket {allg} führendes Haus {allg}
ortak bir amaç için bir araya gelen insanlar {i} der Arbeitskreis {m}
ötekilerden daha geç gelen kimse {i} der Nachzügler {m}