TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
hali hazırda {adv} jetzt {adv}
hali hazırdaki {a} derzeitig {a}
hali hazırdaki {allg} gegenwärtig {allg}
hali hazırdaki {a} jetzig {a}
hali vakti yerinde {s} bemittelt {adj}
hali vakti yerinde {s} gut situiert {adj}
hali vakti yerinde {s} wohlhabend {adj}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut gestellt sein {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut situiert sein {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} wie die Made im Speck leben {allg}
haliç {i} [coğ]das Ästuar {n}
haliç {i} der Brisen {m}
haliç {allg} das Goldene Horn {allg}
haliç {allg} goldenes Horn {allg}
haliç {i} der Meerbusen {m}
halife {i} der Kalif {m}
halife {i} [din]der Nachfolger {m}
halife {i} [elek]der Statthalter {m}
halife {i} [din]der Stellvertreter {m}
halife otu {i} [bitk]die Ramie {f}
halifelik {i} das Kalifat {n}
halihazırda {s} augenblicklich {adj}
halihazırda {adv} augenblicks {adv}
halihazırda {adv} dermalen {adv}
halihazırda {a} gegenwärtig {a}
halihazırda {allg} zur Zeit {allg}
halihazırdaki {s} bestehend {adj}
halihazırdaki {s} dermalig {adj}
halihazırdaki {adv} gegenwärtig {adv}
halihazırdaki durum {i} die Sachlage {f}
Halik {i} der Gott {m}
Halikarnas {tnz} Halikarnassos {oA}
halim {a} ruhig {a}
halim {a} vertraglich {a}
halim selim {a} sanftmütig {a}
halim selim bir adam {allg} eine Seele von Mensch {allg}
halimiz ne olur? {allg} wo kämen wir da hin {allg}
halinde {allg} im Falle {allg}
halinden haber vermek {allg} etwas von sich hören lassen {allg}
halis {s} echt {adj}
halis {allg} [Redw.]in der Wolle gefärbt {allg}
halis {s} lauter {adj}
halis {allg} rein {allg}
halis {a} schier {a}
halis {s} unverfälscht {adj}
halis {a} wahr {a}
halis {s} wirklich {adj}
halis gümüş {i} das Feinsilber {n}
halis kahve {i} der Bohnenkaffee {m}
halis olma {i} die Unverfälschtheit {f}
halislik {i} die Echtheit {f}
halislik {i} die Reinheit {f}
halitoz {i} die Halitose {f}
haliyle {adv} folglich {adv}
Indirekte Treffer
-e hali {i} das Dativ {n}
-i hali {i} der Akkusativ {m}
-i hali nesnesi {i} das Akkusativobjekt {n}
-in hali {i} der Genitiv {m}
aciz hali {i} die Insolvenz {f}
atalet hali {i} der Beharrungszustand {m}
balık hali {i} die Fischhalle {f}
barış hali {i} die Friedenszeit {f}
barış hali {i} der Friedenszustand {m}
belirten hali {i} [dilb]der Genetiv {m}
belli bir zaman noktasında bilinçli olma hali {i} die Bewusstseinslage {f}
bir eserin orijinal hali {i} [ed]die Urfassung {f}
buhran hali vergisi {i} die Krisensteuer {f}
çekim hali {i} [dilb]der Kasus {m}
de-hali {i} [dilb]der Lokativ {m}
denge hali {i} der Gleichgewichtszustand {m}
denizin cezir hali {i} [den]das Niedrigwasser {n}
denizin kabarık hali {i} [coğ]die Hochflut {f}
denk ağırlık hali {i} der Gleichgewichtzustand {m}
derin baygınlık hali {i} [hek]das Koma {n}
doğal hali {i} die Beschaffenheit {f}
evlilik hali {i} der Ehestand {m}
felç hali {i} die Paraplegie {f}
fiil hali {i} die Verbform {f}
fiilin şahıslara göre çekimlenmiş hali {i} [dilb]die Personalform {f}
fıziksel hali belirleyen parametrelerden her biri {i} [fiz]die Zustandsgröße {f}
fuar hali {i} die Messehalle {f}
genel sağlık durumunun bozukluğu ile ilgili zayıflama hali {i} die Kachexie {f}
geziden vazgeçme hali için tazminat sigortası {i} die Reiserücktrittsversicherung {f}
gözaltında bulunma hali {i} die Untersuchungshaft {f}
hali hazırda {adv} jetzt {adv}
hali hazırdaki {a} jetzig {a}
hali hazırdaki {allg} gegenwärtig {allg}
hali hazırdaki {a} derzeitig {a}
hali vakti yerinde {s} bemittelt {adj}
hali vakti yerinde {s} wohlhabend {adj}
hali vakti yerinde {s} gut situiert {adj}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut situiert sein {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut gestellt sein {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} wie die Made im Speck leben {allg}
hareket hali {i} der Bewegungszustand {m}
hastalık hali {i} der Krankheitsfall {m}
hastalık hali {i} der Krankenstand {m}
hastalıktan yürüyecek hali olmama {i} [hek]die Abasie {f}
hikaye hali {i} [dilb]das Imperfekt {n}
hız hali {i} der Geschwindigkeitszustand {m}
iflas hali {i} der Konkursfall {m}
ilk hali {i} [ed]die Urfassung {f}
insanlık hali {allg} das ist menschlich {allg}
göremezlik hali {i} [huk]die Erwerbsminderung {f}
isim hali {i} [dilb]der Beugungsfall {m}
ismin -in hali {i} [dilb]der Genitiv {m}
ismin e-hali {i} [dilb]der Dativ {m}
ismin i-hali {i} [dilb]der Akkusativ {m}
ismin in-hali {i} [dilb]der Genetiv {m}
ismin küçültülmüş hali {i} [dilb]das Diminutiv {n}
ismin yalın hali {i} [dilb]der Nominativ {m}
karışıklık hali {i} die Balkanisierung {f}
kendi hali {i} der Eigenzustand {m}
kifayetsizlik hali {i} die Begrenztheit {f}
korku hali {i} der Angstzustand {m}
maddenin hali {i} [fiz]der Aggregatzustand {m}
maznuniyet hali {i} der Anklagestand {m}
oluşan zararda zarara uğrayanın da belli oranda kusurlu olması hali {allg} [huk]konkurrierendes Verschulden {allg}
ruh hali {i} die Befindlichkeit {f}
ruh hali {i} der Geisteszustand {m}
ruh hali {i} die Verfassung {f}
ruh hali {i} die Stimmung {f}
ruh hali {i} der Mut {m}
ruh hali {i} die Moral {f}
savaş hali {i} der Kriegszustand {m}
savaş hali durumu {i} [ask]der Aufmarsch {m}
sınırlılık hali {i} die Begrenztheit {f}
sorumluluk hali {i} der Haftungsfall {m}
suyun çekilmiş olması hali {i} das Niedrigwasser {n}
takas hali {i} die Aufrechnungslage {f}
tanıklıkta zaruret hali {i} der Aussagenotstand {m}
toptancı hali {i} die Markthalle {f}
toptancı hali {i} der Großmarkt {m}
tutukluluk hali {i} die Untersuchungshaft {f}