TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
vakti geçmiş {a} hinfällig {a}
vakti gelince {allg} [Redw.]zu gegebener Zeit {allg}
vakti gelmek {fi} herankommen {v}
vakti gelmek {fi} schlagen {v}
vakti olmak {allg} abkömmlich sein {allg}
vakti olmak {fi} Zeit haben {v}
vakti olmamak {fi} keine Zeit haben {v}
vakti olmamak {fi} nicht einverstanden sein {v}
vakti zamanında {adv} seinerzeit {adv}
vaktin çabuk geçmesi {allg} im Flug vergehen {allg}
vaktinde {a} beizeiten {a}
vaktinde {a} frühzeitig {a}
vaktinde {a} pünktlich {a}
vaktinde {a} rechtzeitig {a}
vaktinde {adv} zeitig {adv}
vaktinde {allg} [Redw.]zu gegebener Zeit {allg}
vaktinde gelmek {fi} ankommen {v}
vaktinde gelmek {fi} zurechtkommen {v}
vaktinde gelmeyen {s} unpünktlich {adj}
vaktinde ödemek {allg} pünktlich bezahlen {allg}
vaktinden evvel {s} früh {adj}
vaktinden evvel {a} vorzeitig {a}
vaktinden evvel doğurma {i} die Fehlgeburt {f}
vaktinden evvel emeklilik {allg} vorzeitige Pensionierung {allg}
vaktinden önce {s} frühzeitig {adj}
vaktinden önce {s} vorzeitig {adj}
vaktinden önce bilmişlik {i} die Altklugheit {f}
vaktinden önce davranma {i} der Vorgriff {m}
vaktinden önce yapmak {fi} vorwegnehmen {v}
vaktinden öncelik {i} die Vorzeitigkeit {f}
vaktini alma {i} die Inanspruchnahme {f}
vaktini almak {fi} jemandem viel Zeit kosten {v}
vaktini boş boş geçirmek {v} verplempern {v}
vaktini boş boş geçirmek {v} versitzen {v}
vaktini boş yere harcamak {v} verbummeln {v}
vaktini boşa harcamak {v} vertändeln {v}
vaktini feda etmek {allg} die Zeit opfern {allg}
vaktini iyi değerlendirememek {v} vertrödeln {v}
vaktini öldürmek {allg} die Zeit totschlagen {allg}
vaktini öldürmek {allg} seine Zeit vertrödeln {allg}
vaktini uyuyarak geçirme {fi} ausschlafen {v}
vaktiyle {adv} beizeiten {adv}
vaktiyle {adv} dazumal {adv}
vaktiyle {adv} ehedem {adv}
vaktiyle {adv} ehemals {adv}
vaktiyle {a} einmal {a}
vaktiyle {a} einst {a}
vaktiyle {adv} olim {adv}
vaktiyle {adv} seinerzeit {adv}
vaktiyle {adv} vordem {adv}
vaktiyle {allg} zu Olimes Zeiten {allg}
Indirekte Treffer
akşam vakti {i} die Abendstunde {f}
akşam yemeği vakti {i} die Abendmahlzeit {f}
ayrılık vakti {i} die Abschiedsstunde {f}
bir vakti uyuyarak geçirmek {v} durchschlafen {v}
boş vakti çok olan {i} der Müßiggänger {m}
bunun daha vakti var {allg} das hat Zeit {allg}
çay içme vakti {i} die Teestunde {f}
çok az vakti olmak {allg} wenig Zeit haben {allg}
dua vakti {i} die Andachtsstunde {f}
esas yemek vakti {i} das Diner {n}
gece vakti {adv} nachts {adv}
gündüz vakti {allg} bei Tag {allg}
hali vakti yerinde {s} gut situiert {adj}
hali vakti yerinde {s} bemittelt {adj}
hali vakti yerinde {s} wohlhabend {adj}
hali vakti yerinde olmak {allg} wie die Made im Speck leben {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut situiert sein {allg}
hali vakti yerinde olmak {allg} gut gestellt sein {allg}
hazan vakti {i} der Herbst {m}
her öğlen vakti {s} mittäglich {adj}
hiç vakti olmama {i} die Zeitnot {f}
ibadet vakti {i} die Gebetzeit {f}
ikindi vakti içilen kahve {i} der Nachmittagskaffee {m}
intikam vakti {allg} der Tag der Abrechnung {allg}
met vakti {i} [coğ]die Flutperiode {f}
namaz vakti {i} die Gebetzeit {f}
namaz vakti {i} die Andachtsstunde {f}
öğle vakti {i} die Mittagszeit {f}
öğle vakti {i} der Mittag {m}
öğle vakti {i} die Mittagsstunde {f}
öğle vakti {a} mittags {a}
öğlen yemeği vakti {i} die Mittagsstunde {f}
sabah vakti {i} die Morgenstunde {f}
şafak vakti {i} das Morgengrauen {n}
şafak vakti {i} die Morgendämmerung {f}
şafak vakti {i} die Morgenröte {f}
şafak vakti {i} das Morgenrot {n}
vakti geçmiş {a} hinfällig {a}
vakti gelince {allg} [Redw.]zu gegebener Zeit {allg}
vakti gelmek {fi} schlagen {v}
vakti gelmek {fi} herankommen {v}
vakti olmak {fi} Zeit haben {v}
vakti olmak {allg} abkömmlich sein {allg}
vakti olmamak {fi} nicht einverstanden sein {v}
vakti olmamak {fi} keine Zeit haben {v}
vakti zamanında {adv} seinerzeit {adv}
veda vakti {i} die Abschiedsstunde {f}
yatma vakti {i} die Schlafszeit {f}
yatma vakti {i} die Schlafenszeit {f}
yemek vakti {i} die Essenszeit {f}
yemek vakti {i} die Tischzeit {f}