DeutschTürkisch 
Direkte Treffer
Himmel {allg} Sema {allg}
der Himmel (sichtbarer) {m} gökyüzü {i}
der Himmel (sichtbarer) {m} gök {i}
Himmel und Hölle {allg} tahteravalli {allg}
himmelan {adv} gökyüzüne doğru {adv}
die Himmelangst {f} büyük korku {i}
das Himmelbett {n} kubbeli yatak {i}
himmelblau {adj} gök mavisi {s}
himmelblau {adj} gök rengi {s}
himmelblau {adj} havai mavi {s}
die Himmelfahrt {f} göğe yükselme {i}
die Himmelfahrt {f} [Rel.]miraç {i}
die Himmelfahrt {f} [Rel.]uruc {i}
die Himmelfahrt {f} uruç {i}
das Himmelfahrtskommando {n} intihar komandosu {i}
die Himmelfahrtsnase {f} kalkık burun {i}
himmelhoch {adj} çok yüksek {s}
das Himmelreich {n} cennet {i}
der Himmelsäquator {m} gök ekvatoru {i}
himmelschreiend {adj} aleni {s}
himmelschreiend {adj} ayyuka çıkmış {s}
himmelschreiend {a} korkunç {a}
die Himmelsgegend {f} [Geo]cihet {i}
die Himmelsgegend {f} [Geo]yön {i}
das Himmelsgewölbe {n} gökkubbe {i}
der Himmelsgucker {m} [Zoo]tepegöz balığı {i}
der Himmelskörper {m} gök cismi {i}
der Himmelskörper {m} [Astr.]gökyüzü cismi {i}
der Himmelskörper {m} [Astr.]meteor {i}
der Himmelskörper {m} [Astr.]yıldız {i}
die Himmelskugel {f} gökküre {i}
die Himmelsleiter {f} [Bot.]mavi kediotu {i}
die Himmelsreklame {f} uçaklarla gökyüzünde yapılan reklam {i}
die Himmelsrichtung {f} [Geo]cihet {i}
die Himmelsrichtung {f} [Geo]yön {i}
der Himmelsschlüssel {m} [Bot.]çuha çiçeği {i}
der Himmelsstrich {m} iklim {i}
der Himmelsstrich {m} kuşak {i}
der Himmelsstürmer {m} hayalperest {i}
der Himmelsstürmer {m} idealist {i}
himmelwärts {adv} gökyüzüne doğru {adv}
himmelweit {adj} büyük fark {s}
himmelweit {adj} fark {s}
Indirekte Treffer
am Himmel {allg} gökyüzünde {allg}
aus heiterem Himmel {allg} birdenbire {allg}
aus heiterem Himmel {allg} aniden {allg}
bedeckter Himmel {allg} kapalı hava {allg}
bedeckter Himmel {allg} bulutlarla kaplanmış gökyüzü {allg}
das Blaue vom Himmel herunterlügen {allg} yalandan dağ devirmek {allg}
das Blaue vom Himmel herunterlügen {allg} sıkılmadan dehşetli yalan söylemek {allg}
das Blaue vom Himmel herunterlügen {allg} kuyruklu yalan söylemek {allg}
dem Himmel sei Dank {allg} çok şükür! {allg}
dem Himmel sei geklagt {allg} Allah'a havale ediyorum {allg}
den Himmel auf Erden erleben {allg} mutlu yaşam sürmek {allg}
den Himmel auf Erden haben {allg} kral gibi mutlu yaşamak {allg}
den Himmel auf Erden haben {allg} bir eli yağda bir eli balda olmak {allg}
die Engel im Himmel singen hören {allg} acıdan kıvranmak {allg}
die Engel im Himmel singen hören {allg} zil zurna sarhoş olmak {allg}
die Engel im Himmel singen hören {allg} sevinçten göklere uçmak {allg}
ein Blitz zuckte über dem Himmel {allg} gökte bir şimşek çaktı {allg}
Es ist noch kein Meister vom Himmel gefallen {allg} büyük bir başarmak için çaba sarf etmek gerek {allg}
es stinkt zum Himmel {allg} böylesi görülmemişti {allg}
etwas in den Himmel heben {allg} bir şeyi överek göklere çıkarmak {allg}
freier Himmel {allg} açık hava {allg}
gegen Himmel fahren {allg} [Rel.]uruc etmek {allg}
gegen Himmel fahren {allg} [Rel.]miraca çıkmak {allg}
gerechter Himmel {allg} insaf! {allg}
Himmel (sichtbarer) {m} gök {i}
der Himmel (sichtbarer) {m} gökyüzü {i}
der Himmel und Hölle {allg} tahteravalli {allg}
im siebenten Himmel sein {allg} sevinçten göklere uçmak {allg}
im siebenten Himmel sein {allg} çok mutlu olmak {allg}
im siebten Himmel sein {allg} mutluluktan göğün yedi kat yukarısında olmak {allg}
in den Himmel heben {v} göklere çıkarmak {fi}
in den Himmel kommen {allg} cennete gitmek {allg}
jemandem hängt der Himmel voller Geigen {allg} sevinçten çıldırmak {allg}
jemanden in den Himmel heben {allg} birini överek göklere çıkarmak {allg}
unter freiem Himmel {allg} açıkta {allg}
unter freiem Himmel {allg} açık havada {allg}
wie ein Blitz aus heiterem Himmel {allg} birdenbire {allg}
wie ein Blitz aus heiterem Himmel {allg} damdan düşer gibi {allg}
wolkenloser Himmel {allg} pırıl pırıl gökyüzü {allg}
wolkenloser Himmel {allg} bulutsuz gökyüzü {allg}
zum Himmel schreien {allg} Tanrıya yakarmak {allg}
zum Himmel schreien {allg} ayyuka çıkmak {allg}
zum Himmel schreien {allg} yalvarmak {allg}
zwischen Himmel und Erde sein {allg} tehlikeli durumda olmak {allg}