TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
gözü açık {s} achtsam {adj}
gözü açık {s} wachsam {adj}
gözü açık gitmek {allg} nicht mehr erleben {allg}
gözü açılmak {allg} wach werden {allg}
gözü akan {s} [hek]triefaugig {adj}
gözü bir yerden ısırmak {allg} von Ansehen kennen {allg}
gözü birisinin mirasında olan kişi {i} der Erbschleicher {m}
gözü dönmüş {a} rasend {a}
gözü dönmüş bir hal {i} der Amok {m}
gözü doymaz {i} der Nimmersatt {m}
gözü doymazlık {i} die Habgier {f}
gözü dumanlı {a} hitzig {a}
gözü gibi bakmak {allg} wie seinen Augapfel hüten {allg}
gözü gibi sakınmak {allg} wie seinen Augapfel hüten {allg}
gözü ile bakmak {fi} betrachten {v}
gözü ile bakmak {fi} halten für {v}
gözü kalmak {allg} Schielaugen machen {allg}
gözü kapalı {adv} blindlings {adv}
gözü kapalı itaat {i} der Kadavergehorsam {m}
gözü kara {s} beherzt {adj}
gözü kara {allg} frech (gekleidet) {allg}
gözü kara {s} gewagt {adj}
gözü kara {i} der Draufgänger {m}
gözü kararan {s} [hek]schwummelig {adj}
gözü kararmak {itr} taumeln {itr}
gözü korkmak {fi} verzagen {v}
gözü korkmuş {s} verängstigt {adj}
gözü korkmuş {s} verschüchtert {adj}
gözü olmak {fi} begehren {v}
gözü olmak {fi} nach etw schielen {v}
gözü olmak {allg} Schielaugen machen {allg}
gözü olmak {fi} trachten {v}
gözü olmamak {v} gönnen {v}
gözü ondan başkasını görmemek {fi} vergucken {v}
gözü pek {s} beherzt {adj}
gözü pek {i} der Draufgänger {m}
gözü pek {i} die Draufgängerin {f}
gözü pek {s} frech {adj}
gözü pek {a} furchtlos {a}
gözü pek {a} keck {a}
gözü pek {a} kühn {a}
gözü pek {s} risikofreudig {adj}
gözü pek {s} waghalsig {adj}
gözü pek {i} der Draufgänger {m}
gözü pek {s} draufgängerisch {adj}
gözü pek {i} der Heißsporn {m}
gözü pek {s} heldenhaft {adj}
gözü pek {s} waghalsig {adj}
gözü peklik {i} die Keckheit {f}
gözü peklik {i} die Kühnheit {f}
gözü sulu {s} wehleidig {adj}
gözü tok {s} bescheiden {adj}
gözü yukarıya kaldırma {i} der Augenaufschlag {m}
gözü yükseklerde olmak {allg} hoch hinaus wollen {allg}
gözü yükseklerde olmak {fi} zu hoch hinaus wollen {v}
gözüaçık {s} aufgeweckt {adj}
gözükara biri {allg} er geht blind drauflos {allg}
gözükmek {fi} aufziehen {v}
gözükmek {fi} ausschauen {v}
gözükmek {itr} erscheinen {itr}
gözükmek {fi} hervortreten {v}
gözükmek {fi} in Erscheinung treten {v}
gözükmek {fi} zeigen {v}
gözükmemek {fi} ausbleiben {v}
gözüm kararıyor {allg} es flimmert mir vor den Augen {allg}
gözüm kararıyor {allg} [den]mir schwimmt es vor den Augen {allg}
gözüm kararıyor {allg} mir wird schwarz vor Augen {allg}
gözümsün {allg} Du bist mein Augenlicht! {allg}
gözün damar katı {i} [anat]die Aderhaut {f}
gözün en tabakası {i} die Retina {f}
gözün görebildiği kadar {allg} so weit das Auge reicht {allg}
gözün kornea dokusu {i} [hek]die Hornhaut {f}
gözünde büyütme {i} die Überschätzung {f}
gözünde büyütmek {fi} Überschätzen {v}
gözünde canlandırmak {allg} ausmalen {allg}
gözünde fazla büyütmek {v} Überschätzen {v}
gözünden düşmek {fi} bei jemandem verspielt haben {v}
gözünden düşmek {fi} es mit jemandem verderben {v}
gözünden düşmek {fi} verschütten {v}
gözünden kaçmak {itr} entgehen {itr}
Indirekte Treffer
gözü {i} die Masche {f}
anasının gözü {i} der Schlingel {m}
anasının gözü {i} der Schlaukopf {m}
anasının gözü {s} pfiffig {adj}
anasının gözü {allg} beste Ware {allg}
anasının gözü {i} der Teufelskerl {m}
anasının gözü olmak {allg} mit allem Wassern gewaschen sein {allg}
anasının gözü olmak {allg} es faustdick hinter den Ohren haben {allg}
av hayvanlarının parlak gözü {i} der Seher {m}
bal peteği gözü {i} die Honigzelle {f}
bir gözü açık uyuklama {i} der Dämmerschlaf {m}
bir şeyde gözü olmak {v} begehren {v}
bir şeyi gözü kapalı yapmak {allg} etwas mit geschlossenen Augen tun {allg}
bir şeyi gözü kapalı yapmak {allg} etwas im Schlaf können {allg}
birdenbire gözü açılmak {allg} es fällt jemandem wie Schuppen von den Augen {allg}
dolabın yan gözü {i} das Nebenfach {n}
dolap gözü {i} das Abteil {n}
dumandan göz gözü görmez {s} verqualmt {adj}
Eşya gözü {i} [tek]das Ablagefach {n}
geviş getiren hayvanın midesinin üçüncü gözü {i} der Psalter {m}
gözü açık {s} wachsam {adj}
gözü açık {s} achtsam {adj}
gözü açık gitmek {allg} nicht mehr erleben {allg}
gözü açılmak {allg} wach werden {allg}
gözü akan {s} [hek]triefaugig {adj}
gözü bir yerden ısırmak {allg} von Ansehen kennen {allg}
gözü birisinin mirasında olan kişi {i} der Erbschleicher {m}
gözü dönmüş {a} rasend {a}
gözü dönmüş bir hal {i} der Amok {m}
gözü doymaz {i} der Nimmersatt {m}
gözü doymazlık {i} die Habgier {f}
gözü dumanlı {a} hitzig {a}
gözü gibi bakmak {allg} wie seinen Augapfel hüten {allg}
gözü gibi sakınmak {allg} wie seinen Augapfel hüten {allg}
gözü ile bakmak {fi} halten für {v}
gözü ile bakmak {fi} betrachten {v}
gözü kalmak {allg} Schielaugen machen {allg}
gözü kapalı {adv} blindlings {adv}
gözü kapalı itaat {i} der Kadavergehorsam {m}
gözü kara {allg} frech (gekleidet) {allg}
gözü kara {s} beherzt {adj}
gözü kara {i} der Draufgänger {m}
gözü kara {s} gewagt {adj}
gözü kararan {s} [hek]schwummelig {adj}
gözü kararmak {itr} taumeln {itr}
gözü korkmak {fi} verzagen {v}
gözü korkmuş {s} verschüchtert {adj}
gözü korkmuş {s} verängstigt {adj}
gözü olmak {fi} nach etw schielen {v}
gözü olmak {fi} begehren {v}
gözü olmak {fi} trachten {v}
gözü olmak {allg} Schielaugen machen {allg}
gözü olmamak {v} gönnen {v}
gözü ondan başkasını görmemek {fi} vergucken {v}
gözü pek {s} beherzt {adj}
gözü pek {s} risikofreudig {adj}
gözü pek {i} der Draufgänger {m}
gözü pek {a} furchtlos {a}
gözü pek {s} waghalsig {adj}
gözü pek {s} frech {adj}
gözü pek {s} heldenhaft {adj}
gözü pek {i} die Draufgängerin {f}
gözü pek {i} der Heißsporn {m}
gözü pek {a} kühn {a}
gözü pek {i} der Draufgänger {m}
gözü pek {s} waghalsig {adj}
gözü pek {s} draufgängerisch {adj}
gözü pek {a} keck {a}
gözü peklik {i} die Kühnheit {f}
gözü peklik {i} die Keckheit {f}
gözü sulu {s} wehleidig {adj}
gözü tok {s} bescheiden {adj}
gözü yukarıya kaldırma {i} der Augenaufschlag {m}
gözü yükseklerde olmak {fi} zu hoch hinaus wollen {v}
gözü yükseklerde olmak {allg} hoch hinaus wollen {allg}
herkesin gözü önünde {allg} in aller Öffentlichkeit {allg}
iğne gözü {i} das Nadelöhr {n}
iki gözü iki çeşme ağlamak {allg} die Augen ausweinen {allg}
iki gözü iki çeşme ağlamak {allg} aus beiden Augen wie aus zwei Brunnen weinen {allg}
kaşı gözü yerinde {allg} recht hübsch {allg}