DeutschTürkisch 
Direkte Treffer
sehen {itr} anlamak {itr}
sehen {v} bakmak {v}
sehen {itr} fark etmek {itr}
sehen {v} farkına varmak {fi}
das Sehen {n} görme {i}
sehen {v} görmek {v}
sehen {v} tanımak {v}
sehen {allg} aynada kendini görmek {allg}
sehen lassen {allg} başvurmak {allg}
sehen lassen {allg} huzura çıkmak {allg}
sehen lassen {allg} ortalıkta görünmek {allg}
sehen lassen können {allg} oldukça iyi olmak {allg}
sehenswert {adj} görülmeye değer {s}
sehenswürdig {adj} görülmeye değer {s}
die Sehenswürdigkeit {f} görülmeye değer tarihi eser {i}
die Sehenswürdigkeit {f} görülmeye değer yer {i}
die Sehenswürdigkeit {f} turistik yer {i}
die Sehenswürdigkeiten {pl} turistik yerler {ç}
die Sehenwürdigkeit {f} [Landw.]görülmeye değer yer {i}
Indirekte Treffer
die ähnlich sehen {allg} andırmak {allg}
ähnlich sehen {allg} birisine benzemek {allg}
ähnlich sehen {allg} benzemek {allg}
alles rosa sehen {allg} her şeyi tozpembe görmek {allg}
auf die Finger sehen {allg} birisini sıkı kontrol altında bulundurmak {allg}
auf die Uhr sehen {allg} saate bakmak {allg}
aufs Geld sehen {allg} çok cimri olmak {allg}
aus der Froschperspektive sehen {allg} dar kafalı olmak {allg}
Blut sehen {allg} çok sinirlenmek {allg}
dass einem Hören und Sehen vergeht {allg} insanın nefesini kesecek kadar {allg}
dass einem Hören und Sehen vergeht {allg} akılları durduracak kadar {allg}
den Wald vor lauter Bäumen nicht sehen {allg} burnunun dibindekini görmemek {allg}
den Wald vor lauter Bäumen nicht sehen {allg} bakar kör olmak {allg}
doppelt sehen {allg} çift görmek {allg}
durch die Finger sehen {allg} birisinin hareketlerine göz yummak {allg}
einander sehen {allg} görüşmek {allg}
etwas klar sehen {allg} yüzünü öğrenmek {allg}
Gespenster sehen {v} kuşkuya düşmek {fi}
gezwungen sehen {allg} yapmak zorunda olmak {allg}
ich bin sehr erfreut Sie zu sehen {allg} sizi gördüğüme çok sevindim {allg}
Ich kann sie nicht genug sehen {allg} onu görmeye doyamıyorum {allg}
in rosigem Licht sehen {allg} bir şeyi güllük gülistanlık görmek {allg}
jemandem auf die Finger sehen {v} gözaltında bulundurmak {fi}
klar sehen {allg} bir şeyi açık olarak görmek {allg}
klar sehen {v} bir şeyi biraz anlamış olmak {fi}
kommen sehen {allg} tahmin etmek {allg}
kommen sehen {allg} sezmek {allg}
mit eigenen Augen sehen {allg} kendi gözleriyle görmek {allg}
nach jemandem sehen {allg} birinin geçimini sağlamak {allg}
nach jemandem sehen {allg} birine bakmak {allg}
Nichts sehen wollen {n} görmezlik {i}
das schwarz sehen {v} her şeye olumsuz tarafından bakmak {fi}
schwarz sehen {v} abone ücreti ödemeden televizyon seyretmek {fi}
schwarz sehen {v} kötümser olmak {fi}
schwarz sehen {v} karamsar olmak {fi}
sehen lassen {allg} ortalıkta görünmek {allg}
sehen lassen {allg} huzura çıkmak {allg}
sehen lassen {allg} başvurmak {allg}
sehen lassen können {allg} oldukça iyi olmak {allg}
Sie sehen gut aus {allg} iyi görünüyorsunuz {allg}
Sie sehen gut aus {allg} harika görünüyorsunuz {allg}
vom Sehen her kennen {allg} şahsen tanımak {allg}
wann sehen wir uns wieder {allg} tekrar ne zaman görüşürüz? {allg}
wir sehen uns {allg} görüşürüz {allg}