TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
önüne {öt} vor {prp}
önüne asmak {fi} vorhängen {v}
önüne atmak {fi} vorwerfen {v}
önüne bağlamak {fi} vorbinden {v}
önüne bakmak {fi} niederschlagen {v}
önüne çekmek {fi} vorziehen {v}
önüne doğru itelemek {fi} hinschieben {v}
önüne geçilebilir {s} abwendbar {adj}
önüne geçilemeyen {s} unaufhaltbar {adj}
önüne geçilemeyen {s} unstillbar {adj}
önüne geçilemez {a} unabwendbar {a}
önüne geçilemez {s} unausbleiblich {adj}
önüne geçilemez {a} unvermeidlich {a}
önüne geçilemezlik {i} die Unabwendbarkeit {f}
önüne geçilmez {s} unabwendbar {adj}
önüne geçme {i} die Abwendung {f}
önüne geçme {i} [hek]die Prävention {f}
önüne geçmek {fi} abwenden {v}
önüne geçmek {fi} behindern {v}
önüne geçmek {allg} einer Sache zuvorkommen {allg}
önüne geçmek {fi} hintanhalten {v}
önüne geçmek {fi} vorbauen {v}
önüne götürmek {fi} vortragen {v}
önüne katarak götürmek {fi} hinraffen {v}
önüne katmak {v} driften {v}
önüne katmak {v} treiben {v}
önüne katmak {allg} vor sich hertreiben {allg}
önüne katmak {fi} zuwehen {v}
önüne koymak {fi} davor legen {v}
önüne koymak {fi} vorlagern {v}
önüne koymak {fi} Vorstellen {v}
önüne sunmak {fi} vorlegen {v}
önüne takmak {fi} vorbinden {v}
önüne vermek {fi} vorlegen {v}
önüne yığmak {fi} vorlagern {v}
Indirekte Treffer
aniden önüne çıkmak {itr} brechen {itr}
araçla evin önüne gelmek {fi} vorfahren {v}
araçla önüne geçmek {fi} vorfahren {v}
başını önüne eğmek {fi} schämen {v}
başını önüne eğmek {öt-i} den Kopf hängen lassen {prp-a}
bir şeyi göz önüne getirmek {fi} vorstellen {v}
bir şeyin önüne kilit asmak {fi} davor legen {v}
bir tehlikenin önüne geçmek {allg} einer Gefahr zuvorkommen {allg}
bir tehlikenin önüne geçmek {allg} eine Gefahr abwenden {allg}
birisini kapının önüne koymak {allg} jemandem zeigen wo der Zimmermann das Loch gelasse {allg}
birisini kapının önüne koymak {allg} jemandem zeigen wo der Zimmermann das Loch gelassen hat {allg}
bunun önüne {adv} davor {adv}
futbolda kale önüne duvar örmek {itr} [sp]mauern {itr}
göz önüne alındığında {adv} in Anbetracht {adv}
göz önüne alınırsa {allg} in Anbetracht {allg}
göz önüne alma {i} die Rücksicht {f}
göz önüne almak {fi} mitzählen {v}
göz önüne almak {fi} ins Auge fassen {v}
göz önüne almak {allg} in Erwägung ziehen {allg}
göz önüne getirme {i} die Vergegenwärtigung {f}
göz önüne getirmek {fi} vorschweben {v}
göz önüne getirmek {v} vergegenwärtigen {v}
göz önüne getirmek {fi} vergegenwärtigen {v}
göz önüne sermek {fi} vorzaubern {v}
göz önüne sermek {fi} vorweisen {v}
gözünün önüne getirmek {allg} denken {allg}
ilk defa halk önüne çıkan {i} [tiy]der Debütant {m}
ilk defa halk önüne çıkmak {itr} [tiy]debütieren {itr}
ilk olarak halk önüne çıkma {i} [tiy]das Debüt {n}
ilk önüne çıkan {s} nächsbeste {adj}
kale önüne atılan pas {i} [sp]die Flanke {f}
kapının önüne koymak {fi} hinaussetzen {v}
mahkeme önüne çıkmak {allg} vor den Richterstuhl treten {allg}
onun önüne {adv} davor {adv}
önüne asmak {fi} vorhängen {v}
önüne atmak {fi} vorwerfen {v}
önüne bağlamak {fi} vorbinden {v}
önüne bakmak {fi} niederschlagen {v}
önüne çekmek {fi} vorziehen {v}
önüne doğru itelemek {fi} hinschieben {v}
önüne geçilebilir {s} abwendbar {adj}
önüne geçilemeyen {s} unstillbar {adj}
önüne geçilemeyen {s} unaufhaltbar {adj}
önüne geçilemez {a} unabwendbar {a}
önüne geçilemez {a} unvermeidlich {a}
önüne geçilemez {s} unausbleiblich {adj}
önüne geçilemezlik {i} die Unabwendbarkeit {f}
önüne geçilmez {s} unabwendbar {adj}
önüne geçme {i} die Abwendung {f}
önüne geçme {i} [hek]die Prävention {f}
önüne geçmek {fi} hintanhalten {v}
önüne geçmek {allg} einer Sache zuvorkommen {allg}
önüne geçmek {fi} behindern {v}
önüne geçmek {fi} abwenden {v}
önüne geçmek {fi} vorbauen {v}
önüne götürmek {fi} vortragen {v}
önüne katarak götürmek {fi} hinraffen {v}
önüne katmak {fi} zuwehen {v}
önüne katmak {v} driften {v}
önüne katmak {allg} vor sich hertreiben {allg}
önüne katmak {v} treiben {v}
önüne koymak {fi} Vorstellen {v}
önüne koymak {fi} vorlagern {v}
önüne koymak {fi} davor legen {v}
önüne sunmak {fi} vorlegen {v}
önüne takmak {fi} vorbinden {v}
önüne vermek {fi} vorlegen {v}
önüne yığmak {fi} vorlagern {v}
şunun önüne {adv} davor {adv}
tehlikenin önüne geçmek {fi} abwenden {v}
toplum önüne çıkartılabilir {s} salonfähig {adj}