TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
önünde {allg} im Beisein {allg}
önünde {allg} im Beisein von {allg}
önünde {öt} vor {prp}
önünde bulunmak {fi} davor liegen {v}
önünde bulunmak {fi} vorliegen {v}
önünde dikilmek {fi} davor stehen {v}
önünde durmak {fi} davor liegen {v}
önünde durmak {fi} davor stehen {v}
önünde eğilme {i} die Verneigung {f}
önünde eğilmek {fi} verneigen {v}
önünde gitmek {fi} vorfahren {v}
önünde tutmak {fi} vorhalten {v}
önündeki aracı sollamak {allg} den Wagen überholen {allg}
önünden geçerek {adv} vorbei {adv}
önünden geçerek {adv} vorüber {adv}
önünden geçip gitmek {fi} vorbeikommen {v}
önünden geçip gitmek {fi} vorübergehen {v}
önünden geçip yürümek {fi} vorbeigehen {v}
önünden geçmek {fi} vorbeigehen {v}
önünden geçmek {fi} vorübergehen {v}
önünden resmi geçit adımıyla geçmek {fi} [ask]vorbeimarschieren {v}
önünden yürüyerek veya koşarak geçmek {fi} vorbeilaufen {v}
Indirekte Treffer
aziz adlarının ve yer adlarının önünde St. kısaltmasıyla yazılan {tnz} saint {oA}
bir şeyi göz önünde bulundurmak {allg} im Auge behalten {allg}
bir şeyi göz önünde bulundurmak {allg} auf etw Bedacht nehmen {allg}
birbiri önünde {adv} voreinander {adv}
birisinin önünde diz çökmek {allg} auf die Knie werfen {allg}
birisinin önünde eğilmek {allg} Bückling machen {allg}
bunun önünde {adv} davor {adv}
davayı mahke önünde görüşmek {allg} Sache vor Gericht verhandeln {allg}
dinleyici önünde çalmak {fi} [müz]vorspielen {v}
Evsiz barksızlar soğuk havada kapının önünde titriyor {allg} Bei dem kalten Wetter zittern die Obdachlosen vor der Tür {allg}
göz önünde {allg} in aller Öffentlichkeit {allg}
göz önünde bulundurmak {v} beachten {v}
göz önünde bulundurmak {allg} vor Augen halten {allg}
göz önünde bulundurmak {v} ermessen {v}
göz önünde bulundurmak {fi} einkalkulieren {v}
göz önünde bulundurmak {fi} berücksichtigen {v}
göz önünde bulunmak {allg} vor Augen stehen {allg}
göz önünde canlandırma {i} die Vergegenwärtigung {f}
göz önünde canlandırmak {v} vergegenwärtigen {v}
göz önünde dans etmek {fi} vortanzen {v}
göz önünde şarkı söylemek {fi} vorsingen {v}
göz önünde saymak {fi} vorzählen {v}
göz önünde tutma {i} die Berücksichtigung {f}
göz önünde tutmak {fi} vorsehen {v}
göz önünde tutmak {v} berücksichtigen {v}
göz önünde tutmak {fi} ansehen {v}
göz önünde tutularak {a} angesichts {a}
göz önünde tutulmayan {s} unberücksichtigt {adj}
gözlerimin önünde {allg} vor meinen Augen {allg}
gözünün önünde hesaplamak {fi} vorrechnen {v}
herkesin gözü önünde {allg} in aller Öffentlichkeit {allg}
herkesin önünde yüksek sesle dua etmek {fi} vorbeten {v}
kapının önünde {allg} vor der Tür {allg}
limanın önünde durmak {fi} [den]ausliegen {v}
mahkeme önünde savunmak {v} [huk]verteidigen {v}
mahkumu herkesin önünde kırbaçlamak {i} [hek]die Staupe {f}
onun önünde {adv} davor {adv}
önünde bulunmak {fi} vorliegen {v}
önünde bulunmak {fi} davor liegen {v}
önünde dikilmek {fi} davor stehen {v}
önünde durmak {fi} davor stehen {v}
önünde durmak {fi} davor liegen {v}
önünde eğilme {i} die Verneigung {f}
önünde eğilmek {fi} verneigen {v}
önünde gitmek {fi} vorfahren {v}
önünde tutmak {fi} vorhalten {v}
resmi makamlar önünde yapılan sözleşmedeki şahit {i} der Beizeuge {m}
seyircilerin önünde oynamak {fi} vorspielen {v}
şunun önünde {adv} davor {adv}
topluluk önünde şiir okuma {i} die Rezitation {f}
topluluk önünde şiir okuyan kişi {i} der Rezitator {m}
toplum önünde söylenebilir {s} salonfähig {adj}