TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
göze {i} die Zelle {f}
göze {önk} zyto- {prä}
göze almak {v} erwägen {v}
göze almak {fi} ins Auge fassen {v}
göze almak {fi} erlauben {v}
göze almak {fi} gewärtigen {v}
göze almak {fi} wappnen {v}
göze almak {v} in Kauf nehmen {v}
göze batan {s} auffallend {adj}
göze batan {s} auffällig {adj}
göze batan {s} frappant {adj}
göze batan {s} frech {adj}
göze batan {s} krass {adj}
göze batan giysi {allg} frech (gekleidet) {allg}
göze batan şey {i} der Blickfang {m}
göze batıcı {s} schreiend {adj}
göze batma {i} die Auffälligkeit {f}
göze batmak {itr} aufstoßen {itr}
göze batmak {v} frappieren {v}
göze batmak {itr} glänzen {itr}
göze batmak {itr} stechen {itr}
göze batmak {allg} von etw abstechen {allg}
göze çarpan {s} auffallend {adj}
göze çarpan {s} auffällig {adj}
göze çarpan {s} augenfällig {adj}
göze çarpan {s} ausgeprägt {adj}
göze çarpan {s} bemerkbar {adj}
göze çarpan {a} flagrant {a}
göze çarpan {s} hervorstechend {adj}
göze çarpan {s} markant {adj}
göze çarpan {s} merkwürdig {adj}
göze çarpan {a} ostentativ {a}
göze çarpan {s} sichtbar {adj}
göze çarpan {s} überragend {adj}
göze çarpan boya izi {i} die Maser {f}
göze çarpan davranış {ç} die Allüren {pl}
göze çarpar {s} merklich {adj}
göze çarpar {s} ostentativ {adj}
göze çarpıcı {s} gut aussehend {adj}
göze çarpma {i} die Auffälligkeit {f}
göze çarpmak {allg} aus dem Rahmen fallen {allg}
göze çarpmak {v} frappieren {v}
göze çarpmak {fi} hervorstechen {v}
göze çarpmak {fi} hervortreten {v}
göze çarpmak {allg} ins Auge fallen {allg}
göze çarpmak {fi} [ask]absetzen {v}
göze çarpmayan {s} diskret {adj}
göze çarpmayan {s} unauffällig {adj}
göze çarpmayan {s} unbemerkt {adj}
göze çarpmayan {s} unscheinbar {adj}
göze çarptırma {i} die Hervorhebung {f}
göze gelir {s} überschaubar {adj}
göze girme hevesi {i} die Effekthascherei {f}
göze girmek için etkileme işi {i} die Effekthascherei {f}
göze göz {allg} Auge um Auge {allg}
göze göz {allg} wie du mir, so ich dir {allg}
göze göz dişe diş {allg} Auge um Auge Zahn um Zahn {allg}
göze kestirilen kurban {allg} anvisiertes Opfer {allg}
göze renk veren tabaka {i} [anat]die Iris {f}
göze takılan mercek {i} die Haftschale {f}
göze takılan saydam mercek {i} [hek]die Kontaktlinse {f}
göze takılan saydam mercek {i} [hek]die Kontaktschale {f}
göze takılan ve görme bozukluğunu düzelten saydam mercek {i} die Contactlinse {f}
gözebilim {i} [biy]die Zytologie {f}
gözemek {fi} stopfen {v}
gözenek {i} die Ajourarbeit {f}
gözenek {i} die Lochsäckerei {f}
gözenek {i} die Lochstickerei {f}
gözenek {i} die Pore {f}
gözenek oluşumu {i} die Porenbildung {f}
gözenekli {s} porig {adj}
gözenekli {s} porös {adj}
gözeneklilik {i} die Porosität {f}
gözer {i} das Sieb {n}
gözetici {i} [din]der Bewahrer {m}
gözetici {i} der Heger {m}
gözetici {i} der Betreuer {m}
gözetim {i} die Beobachtung {f}
gözetim {i} die Hut {f}
gözetim {i} die Obhut {f}
Indirekte Treffer
bir şeyi elde etmek için her şeyi göze almak {allg} aufs Ganze gehen {allg}
bir şeyi göze almak {fi} in Kauf nehmen {v}
göz göze gelmek {fi} gegenüberstehen {v}
göz göze gelmek {fi} Blicke begegnen sich {v}
göze almak {fi} erlauben {v}
göze almak {fi} ins Auge fassen {v}
göze almak {v} in Kauf nehmen {v}
göze almak {v} erwägen {v}
göze almak {fi} wappnen {v}
göze almak {fi} gewärtigen {v}
göze batan {s} auffällig {adj}
göze batan {s} auffallend {adj}
göze batan {s} krass {adj}
göze batan {s} frech {adj}
göze batan {s} frappant {adj}
göze batan giysi {allg} frech (gekleidet) {allg}
göze batan şey {i} der Blickfang {m}
göze batıcı {s} schreiend {adj}
göze batma {i} die Auffälligkeit {f}
göze batmak {v} frappieren {v}
göze batmak {itr} aufstoßen {itr}
göze batmak {allg} von etw abstechen {allg}
göze batmak {itr} stechen {itr}
göze batmak {itr} glänzen {itr}
göze çarpan {a} flagrant {a}
göze çarpan {s} auffällig {adj}
göze çarpan {a} ostentativ {a}
göze çarpan {s} bemerkbar {adj}
göze çarpan {s} auffallend {adj}
göze çarpan {s} merkwürdig {adj}
göze çarpan {s} markant {adj}
göze çarpan {s} ausgeprägt {adj}
göze çarpan {s} überragend {adj}
göze çarpan {s} hervorstechend {adj}
göze çarpan {s} augenfällig {adj}
göze çarpan {s} sichtbar {adj}
göze çarpan boya izi {i} die Maser {f}
göze çarpan davranış {ç} die Allüren {pl}
göze çarpar {s} merklich {adj}
göze çarpar {s} ostentativ {adj}
göze çarpıcı {s} gut aussehend {adj}
göze çarpma {i} die Auffälligkeit {f}
göze çarpmak {fi} [ask]absetzen {v}
göze çarpmak {allg} aus dem Rahmen fallen {allg}
göze çarpmak {allg} ins Auge fallen {allg}
göze çarpmak {fi} hervortreten {v}
göze çarpmak {fi} hervorstechen {v}
göze çarpmak {v} frappieren {v}
göze çarpmayan {s} unscheinbar {adj}
göze çarpmayan {s} unbemerkt {adj}
göze çarpmayan {s} unauffällig {adj}
göze çarpmayan {s} diskret {adj}
göze çarptırma {i} die Hervorhebung {f}
göze gelir {s} überschaubar {adj}
göze girme hevesi {i} die Effekthascherei {f}
göze girmek için etkileme işi {i} die Effekthascherei {f}
göze göz {allg} Auge um Auge {allg}
göze göz {allg} wie du mir, so ich dir {allg}
göze göz dişe diş {allg} Auge um Auge Zahn um Zahn {allg}
göze kestirilen kurban {allg} anvisiertes Opfer {allg}
göze renk veren tabaka {i} [anat]die Iris {f}
göze takılan mercek {i} die Haftschale {f}
göze takılan saydam mercek {i} [hek]die Kontaktschale {f}
göze takılan saydam mercek {i} [hek]die Kontaktlinse {f}
göze takılan ve görme bozukluğunu düzelten saydam mercek {i} die Contactlinse {f}
kamaşmaya karşı göze takılan koruyucu {i} der Blendschutz {m}
rizikoyu göze almak {allg} Risiko eingehen {allg}
tehlikeyi göze alarak {allg} auf eigene Gefahr {allg}
tehlikeyi göze alarak bir şeye girişme {i} das Wagnis {n}
tehlikeyi göze alarak bir şeye girişme {i} das Wagestück {n}
tehlikeyi göze almak {v} riskieren {v}
tümü göze alındığında {allg} im Großen und Ganzen {allg}