TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
görme {i} die Besichtigung {f}
görme {i} die Erkennung {f}
görme {i} das Sehen {n}
görme {i} die Sicht {f}
görme açısı {i} der Gesichtswinkel {m}
görme alanı {i} das Gesichtsfeld {n}
görme alanını inceleyen bilim dalı {i} [hek]die Optometrie {f}
görme bozukluğu {i} die Sehbehinderung {f}
görme bozukluğu {i} [hek]der Sehfehler {m}
görme bozukluğu {i} die Sehrstörung {f}
görme bozukluğu {i} die Sehstörung {f}
görme duyusu {i} der Gesichtssinn {m}
görme eksikliği {i} der Augenfehler {m}
görme engeli {a} sehbehindert {a}
görme engelli olan {i} der Sehbehinderte {m}
görme gücü {i} die Sehkraft {f}
görme netliği {i} die Sehschärfe {f}
görme okulu {i} die Sehschule {f}
görme önleyici perde {i} der Nebel {m}
görme organı {i} das Sehorgan {n}
görme özürlü {s} blind {adj}
görme özürlü {mf} Blinde {mf}
görme özürlü {s} sehbehindert {adj}
görme özürlülere yardım {i} die Blindenhilfe {f}
görme siniri {i} der Sehnerv {m}
görme sinirleri iltihabı {i} die Sehnervenentzündung {f}
görme testi {i} der Sehtest {m}
görme yetisi {i} das Augenlicht {n}
görme yetisi {i} der Gesichtssinn {m}
görme yetisi {i} die Sehkraft {f}
görme zayıflığı {i} das Augenleiden {n}
görme zayıflığı {i} die Augenschwäche {f}
görme zayıflığı {i} die Sehschwäche {f}
görme zayıflığı olan {s} [hek]schwachsichtig {adj}
görmeden {s} unbesehen {adj}
görmeden oynamak {fi} blind spielen {v}
görmek {fi} ansehen {v}
görmek {v} bekommen {v}
görmek {v} bemerken {v}
görmek {fi} besichtigen {v}
görmek {fi} betrachten {v}
görmek {v} beziehen {v}
görmek {itr} erachten {itr}
görmek {v} erblicken {v}
görmek {fi} erfahren {v}
görmek {itr} erkennen {itr}
görmek {v} erleben {v}
görmek {v} erschauen {v}
görmek {v} erspähen {v}
görmek {allg} gewahr werden {allg}
görmek {v} gewahren {v}
görmek {v} merken {v}
görmek {itr} schauen {itr}
görmek {v} sehen {v}
görmek {v} sichten {v}
görmek {v} unterscheiden {v}
görmek {fi} versehen {v}
görmek {fi} wahrnehmen {v}
görmek istemek {itr} Verlangen {itr}
görmemek {v} überlesen {v}
görmemek {v} übersehen {v}
görmemezlikten gelmek {fi} hinwegsehen {v}
görmemiş {s} neureich {adj}
görmeye gitmek {fi} aufsuchen {v}
görmezliğe getirmek {v} ignorieren {v}
görmezlik {i} das Nichtsehen {n}
görmezlik {i} das Nichts sehen wollen {n}
görmezlikten gelmek {allg} ein Auge zudrücken {allg}
görmezlikten gelmek {fi} hinwegsehen {v}
görmezlikten gelmek {v} ignorieren {v}
görmezlikten gelmek {allg} durchgehen lassen {allg}
görmezlikten gelmek {fi} bieten lassen {v}
görmezlikten gelmek {v} tolerieren {v}
görmezlikten gelmek {fi} wegsehen {v}
Indirekte Treffer
adet görme {ç} [hek]die Menses {pl}
adet görme {i} die Regelblutung {f}
adet görme {i} [hek]die Menstruation {f}
adet görme dönemleri {i} der Menstruationszyklus {m}
baştan savma görme {i} die Pfuscherei {f}
bedensel görme yeteneği {allg} körperliche Leistungsfähigkeit {allg}
Bir pilotun görme bozukluğu olmaması gerekir {allg} Ein Pilot darf keine Sehstörungen haben {allg}
büyük görme {i} die Überschätzung {f}
çift görme {i} das Doppeltsehen {n}
düş görme {i} die Phantasmagorie {f}
geleceği görme {i} der Weitblick {m}
geleceği görme {i} [hek]die Übersichtigkeit {f}
geleceği görme {i} der Ausblick {m}
gelişigüzel görme {i} die Pfuscherei {f}
gerçekte olduğundan daha iyi görme {i} der Idealismus {m}
görme açısı {i} der Gesichtswinkel {m}
görme alanı {i} das Gesichtsfeld {n}
görme alanını inceleyen bilim dalı {i} [hek]die Optometrie {f}
görme bozukluğu {i} [hek]der Sehfehler {m}
görme bozukluğu {i} die Sehbehinderung {f}
görme bozukluğu {i} die Sehstörung {f}
görme bozukluğu {i} die Sehrstörung {f}
görme duyusu {i} der Gesichtssinn {m}
görme eksikliği {i} der Augenfehler {m}
görme engeli {a} sehbehindert {a}
görme engelli olan {i} der Sehbehinderte {m}
görme gücü {i} die Sehkraft {f}
görme netliği {i} die Sehschärfe {f}
görme okulu {i} die Sehschule {f}
görme önleyici perde {i} der Nebel {m}
görme organı {i} das Sehorgan {n}
görme özürlü {s} sehbehindert {adj}
görme özürlü {mf} Blinde {mf}
görme özürlü {s} blind {adj}
görme özürlülere yardım {i} die Blindenhilfe {f}
görme siniri {i} der Sehnerv {m}
görme sinirleri iltihabı {i} die Sehnervenentzündung {f}
görme testi {i} der Sehtest {m}
görme yetisi {i} der Gesichtssinn {m}
görme yetisi {i} das Augenlicht {n}
görme yetisi {i} die Sehkraft {f}
görme zayıflığı {i} die Sehschwäche {f}
görme zayıflığı {i} die Augenschwäche {f}
görme zayıflığı {i} das Augenleiden {n}
görme zayıflığı olan {s} [hek]schwachsichtig {adj}
göz görme alanı ölçme aleti {i} [hek]das Optometer {n}
göz ve görme ile ilgili {s} [hek]optisch {adj}
göze takılan ve görme bozukluğunu düzelten saydam mercek {i} die Contactlinse {f}
halüsinasyon görme {i} [huk]das Delirium {n}
hayal görme {allg} blauer Dunst {allg}
hayal görme {i} das Wahngebilde {n}
hayal görme {i} das Wahnbild {n}
hayal görme {i} die Träumerei {f}
hayal görme {i} die Phantasmagorie {f}
hayalet görme {i} die Phantasmagorie {f}
hesabı görme {i} die Liquidierung {f}
hesap görme {i} die Abrechnung {f}
hizmet görme {i} die Dienstleistung {f}
hor görme {i} die Missachtung {f}
hor görme {i} der Hohn {m}
hor görme {allg} Mißbillung {allg}
hor görme {i} die Geringschätzung {f}
hor görme {i} die Veralberung {f}
hor görme {i} die Verachtung {f}
idealinden başka bir alanda eğitim görme {i} das Parkstudium {n}
ileriyi görme {i} der Weitblick {m}
ilgi görme {i} der Zuspruch {m}
görme {i} die Wirksamkeit {f}
görme {i} die Dienstleistung {f}
görme {i} die Betriebsamkeit {f}
görme unsuru {i} die Leistungskomponente {f}
görme yeteneği {i} die Leistungsfähigkeit {f}
itibar görme {i} die Beliebtheit {f}
karanlıkta daha iyi görme hastalığı {i} [hek]die Tagblindheit {f}
kendini karşı cinsten birisiymiş gibi görme {i} die Transsexualität {f}
kırılma hatası ve buna bağlı olarak oluşan görme bozukluğu {i} [hek]der Brechungsfehler {m}