TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
iyilik {i} die Annehmlichkeit {f}
iyilik {i} der Dienst {m}
iyilik {i} das Gefallen {n}
iyilik {i} die Gefälligkeit {f}
iyilik {i} die Gnade {f}
iyilik {i} die Gunst {f}
iyilik {i} die Güte {f}
iyilik {i} die Guttat {f}
iyilik {i} die Huld {f}
iyilik {i} die Freundschaft {f}
iyilik {i} die Liebesgabe {f}
iyilik {i} die Milde {f}
iyilik {i} die Mildherzigkeit {f}
iyilik {i} das Wohl {n}
iyilik {i} das Wohlbefinden {n}
iyilik {i} das Wohlergehen {n}
iyilik {i} die Wohlfahrt {f}
iyilik {i} die Wohltat {f}
iyilik bilmez {a} undankbar {a}
iyilik bilmezlik {i} der Undank {m}
iyilik bilmezlik {i} die Undankbarkeit {f}
iyilik eden {s} wohltätig {adj}
iyilik etmek {fi} wohl tun {v}
iyilik etmek {fi} wohltun {v}
iyilik görmek {allg} Gnade finden {allg}
iyilik yapan {i} der Donator {m}
iyilik yapmak {allg} Gefallen tun {allg}
iyilik yapmak {fi} wohl tun {v}
iyilik yapmak için kendini zorlamak {allg} seinem Herzen einen Stoß geben {allg}
iyilikçi {a} wohltätig {a}
iyilikçi {a} wohlwollend {a}
iyilikle {s} gütig {adj}
iyilikle {allg} im Guten {allg}
iyilikle karşılık vermek {allg} erkenntlich zeigen {allg}
iyiliksever {i} der Benenziant {m}
iyiliksever {s} edelmütig {adj}
iyiliksever {s} menschenfreundlich {adj}
iyiliksever {s} mildherzig {adj}
iyiliksever {s} mildtätig {adj}
iyiliksever {s} philanthropisch {adj}
iyiliksever {s} wohlgesinnt {adj}
iyiliksever {adv} wohlwollend {adv}
iyiliksever {s} zuvorkommend {adj}
iyiliksever kişi {i} der Wohltäter {m}
iyilikseverlik {i} der Edelmut {m}
iyilikseverlik {i} die Menschenfreundlichkeit {f}
iyilikseverlik {i} die Menschenliebe {f}
iyilikseverlik {i} die Mildherzigkeit {f}
iyilikseverlik {i} die Wohltätigkeit {f}
iyilikseverlik {i} die Zuvorkommenheit {f}
Indirekte Treffer
bana bir iyilik yapar mısınız! {allg} seien Sie so gut {allg}
birine bir iyilik borcu olmak {allg} jemandem verbunden sein {allg}
birine bir iyilik yapmak {allg} jemandem einen Gefallen tun {allg}
birine iyilik borcunu ödemek {allg} erkenntlich zeigen {allg}
birisine iyilik yapmak {fi} gut tun {v}
iyilik bilmez {a} undankbar {a}
iyilik bilmezlik {i} der Undank {m}
iyilik bilmezlik {i} die Undankbarkeit {f}
iyilik eden {s} wohltätig {adj}
iyilik etmek {fi} wohltun {v}
iyilik etmek {fi} wohl tun {v}
iyilik görmek {allg} Gnade finden {allg}
iyilik yapan {i} der Donator {m}
iyilik yapmak {fi} wohl tun {v}
iyilik yapmak {allg} Gefallen tun {allg}
iyilik yapmak için kendini zorlamak {allg} seinem Herzen einen Stoß geben {allg}