TürkischDeutsch 
Direkte Treffer
fırsat {i} der Anlass {m}
fırsat {i} die Chance {f}
fırsat {i} die Gelegenheit {f}
fırsat aramak {allg} eine Möglichkeit suchen {allg}
fırsat arayan müşteri {i} der Gelegenheitskunde {m}
fırsat beklemek {allg} auf eine günstige Gelegenheit warten {allg}
fırsat bilme {i} die Ausnutzung {f}
fırsat bilme {i} die Ausnützung {f}
fırsat bulup suç işleyen fail {i} der Gelegenheitstäter {m}
fırsat bulup suç işleyen fail {i} die Gelegenheitstäterin {f}
fırsat bulur bulmaz {allg} bei ehester Gelegenheit {allg}
fırsat bulur bulmaz {allg} bei nächster Gelegenheit {allg}
fırsat dahilinde {allg} nach Möglichkeit {allg}
fırsat eşitliği {i} die Chancengleichheit {f}
fırsat eşitsizliği {allg} Chancenungleichheit {allg}
fırsat fiyatı {i} der Gelegenheitspreis {m}
fırsat kaçırmak {allg} Chance verpassen {allg}
fırsat kaçırmak {v} verpassen {v}
fırsat kollamak {fi} abwarten {v}
fırsat kollamak {allg} auf eine günstige Gelegenheit warten {allg}
fırsat kollamak {allg} den günstigen Augenblick erfassen {allg}
fırsat kollayan müşteri {i} der Gelegenheitskunde {m}
fırsat maliyeti {allg} alternative Kosten {allg}
fırsat maliyeti {ç} die Alternativkosten {pl}
fırsat olduğunda çalışma {allg} gelegentliche Beschäftigung {allg}
fırsat olduğunda çalıştırma {allg} gelegentliche Beschäftigung {allg}
fırsat olursa {allg} bei Gelegenheit {allg}
fırsat ortaklığı {i} die Gelegenheitsgesellschaft {f}
fırsat satın alımı {i} der Gelegenheitskauf {m}
fırsat tepmek {fi} festtreten {v}
fırsat verme {i} die Zusprechung {f}
fırsat vermek {allg} [yol]Anlass geben {allg}
fırsat vermek {v} erhalten {v}
fırsat vermek {v} ermöglichen {v}
fırsat vermek {allg} Gelegenheit geben {allg}
fırsatçı {i} der Geschäftemacher {m}
fırsatçı {i} die Geschäftemacherin {f}
fırsatçı {i} der Hamsterer {m}
fırsatçı {i} der Opportunist {m}
fırsatçı müşteri {allg} gelegentlicher Kunde {allg}
fırsatçılık {i} der Opportunismus {m}
fırsatçılık {i} die Opportunität {f}
fırsatı değerlendirme {i} die Wahrnehmung {f}
fırsatı değerlendirmek {fi} die Gelegenheit ergreifen {v}
fırsatı kaçırmak {allg} die Chance verpassen {allg}
fırsatı kaçırmak {fi} die Gelegenheit verpassen {v}
fırsatı kaçırmamak {allg} die Zeit nützen {allg}
fırsatı kaçırmamak {fi} wahrnehmen {v}
fırsatı kaçırmamak {fi} zugreifen {v}
fırsatı kaçırmamak {fi} zupacken {v}
fırsattan istifade etme {i} die Ausnutzung {f}
fırsattan istifade etme {i} die Ausnützung {f}
fırsattan istifade etmek {fi} ausnutzen {v}
fırsattan istifade etmek {fi} ausnützen {v}
fırsattan istifade etmek {allg} die Gelegenheit beim Schopf packen {allg}
fırsattan istifade etmek {allg} die Gelegenheit nützen {allg}
fırsattan yararlanmak {fi} die Gelegenheit ergreifen {v}
fırsattan yararlanmak {fi} die Gelegenheit nutzen {v}
fırsattan yararlanmak {fi} wahrnehmen {v}
Indirekte Treffer
bir şeyi fırsat bilmek {fi} ausnutzen {v}
bir şeyi fırsat bilmek {fi} ausnützen {v}
fırsat aramak {allg} eine Möglichkeit suchen {allg}
fırsat arayan müşteri {i} der Gelegenheitskunde {m}
fırsat beklemek {allg} auf eine günstige Gelegenheit warten {allg}
fırsat bilme {i} die Ausnützung {f}
fırsat bilme {i} die Ausnutzung {f}
fırsat bulup suç işleyen fail {i} die Gelegenheitstäterin {f}
fırsat bulup suç işleyen fail {i} der Gelegenheitstäter {m}
fırsat bulur bulmaz {allg} bei nächster Gelegenheit {allg}
fırsat bulur bulmaz {allg} bei ehester Gelegenheit {allg}
fırsat dahilinde {allg} nach Möglichkeit {allg}
fırsat eşitliği {i} die Chancengleichheit {f}
fırsat eşitsizliği {allg} Chancenungleichheit {allg}
fırsat fiyatı {i} der Gelegenheitspreis {m}
fırsat kaçırmak {v} verpassen {v}
fırsat kaçırmak {allg} Chance verpassen {allg}
fırsat kollamak {allg} den günstigen Augenblick erfassen {allg}
fırsat kollamak {allg} auf eine günstige Gelegenheit warten {allg}
fırsat kollamak {fi} abwarten {v}
fırsat kollayan müşteri {i} der Gelegenheitskunde {m}
fırsat maliyeti {allg} alternative Kosten {allg}
fırsat maliyeti {ç} die Alternativkosten {pl}
fırsat olduğunda çalışma {allg} gelegentliche Beschäftigung {allg}
fırsat olduğunda çalıştırma {allg} gelegentliche Beschäftigung {allg}
fırsat olursa {allg} bei Gelegenheit {allg}
fırsat ortaklığı {i} die Gelegenheitsgesellschaft {f}
fırsat satın alımı {i} der Gelegenheitskauf {m}
fırsat tepmek {fi} festtreten {v}
fırsat verme {i} die Zusprechung {f}
fırsat vermek {allg} Gelegenheit geben {allg}
fırsat vermek {v} ermöglichen {v}
fırsat vermek {v} erhalten {v}
fırsat vermek {allg} [yol]Anlass geben {allg}
iki kişinin tartışmasını fırsat bilip durumdan faydalanan üçüncü kişi {allg} der lachende Dritte {allg}
iyi fırsat {allg} günstige Gelegenheit {allg}
kazanç getiren fırsat {allg} ein guter Fischzug {allg}
müthiş bir fırsat {allg} sagenhaftes Glück {allg}
özel fırsat {i} die Vergünstigung {f}
yanlış anlamalara fırsat bırakmayan {s} unzweideutig {adj}
yanlış anlaşılmalara fırsat vermeyen {s} unmissverständlich {adj}
yanlış anlaşılmaya fırsat vermeyen {s} eindeutig {adj}