DeutschTürkisch 
Direkte Treffer
die Seele {f} akıl {i}
die Seele {f} can {i}
die Seele {f} [Mus]can direği {i}
die Seele {f} duygu {i}
die Seele {f} fikir {i}
die Seele {f} gönül {i}
die Seele {f} halatın en tarafındaki ip {i}
die Seele {f} dünya {i}
die Seele {f} insan {i}
die Seele {f} insanın içi {i}
die Seele {f} kişi {i}
die Seele {f} namlu içi {i}
die Seele {f} nüfus {i}
die Seele {f} rugan {i}
die Seele {f} ruh {i}
die Seele {f} tin {i}
die Seele {f} us {i}
die Seele {f} zihin {i}
der Seelenadel {m} ruh asaleti {i}
der Seelenadel {m} ruh yüksekliği {i}
die Seelenamt {f} huzur {i}
die Seelenamt {f} huzur {i}
das Seelenamt {n} ölünün ardından yapılan dini tören {i}
die Seelenamt {f} sükunet {i}
der Seelenfreund {m} en yakın arkadaş {i}
der Seelenfreund {m} içten dost {i}
der Seelenfreund {m} kafa dengi dost {i}
der Seelenfrieden {m} barış {i}
der Seelenfrieden {m} huzur {i}
die Seelengröße {f} soylu düşünüş ve davranış biçimi {i}
das Seelenheil {n} ruhi selamet {i}
das Seelenheil {n} ruhsal kurtuluş {i}
der Seelenhirte {m} [Rel.]adamı {i}
die Seelenkunde {f} psikoloji {i}
das Seelenleben {n} ruhi yaşantı {i}
das Seelenleben {n} ruhsal hayat {i}
seelenlos {adj} duygusuz {s}
seelenlos {adj} hissiz {s}
seelenlos {adj} ruhsuz {s}
die Seelenmassage {f} gönül okşama {i}
die Seelenmesse {f} huzur {i}
die Seelenmesse {f} huzur {i}
die Seelenmesse {f} sükunet {i}
die Seelenqual {f} vicdan azabı {i}
die Seelenruhe {f} huzur {i}
die Seelenruhe {f} huzur {i}
die Seelenruhe {f} sükunet {i}
seelenruhig {adj} huzur içinde {s}
seelenruhig {a} sükunetle {a}
seelensgut {adj} iyi kalpli {s}
seelensgut {adj} temiz kalpli {s}
die Seelenstärke {f} karakter kuvveti {i}
die Seelenstärke {f} sağlam karakter {i}
seelenvergnügt {adj} içten neşeli {s}
seelenvergnügt {adj} sessiz neşeli {s}
der Seelenverkäufer {m} açık denize dayanıklı olmayan gemi {i}
der Seelenverkäufer {m} insan tüccarı {i}
der Seelenverkäufer {m} insanları para karşılığı satan kişi {i}
seelenverwandt {adj} aynı duyguları paylaşan kişilerden her biri {s}
seelenverwandt {adj} duygudaş {s}
Seelenverwandte/r {nom} duygudaş {i}
der Seelenverwandter {m} ruh ikizi {i}
die Seelenwanderung {f} ruh göçü {i}
der Seelenwärmer {m} ısıtan içki {i}
der Seelenwärmer {m} ısıtıcı yün yelek {i}
der Seelenwärmer {m} soğuğa karşı sert içki {i}
die Seeleute {pl} gemiciler {ç}
Indirekte Treffer
die die Seele aushauchen {allg} [Lit.]ruhunu teslim etmek {allg}
ein Herz und eine Seele sein {v} göbekleri beraber kesilmiş {fi}
ein Herz und eine Seele sein {v} canciğer dost olmak {fi}
ein Herz und eine Seele sein {v} can ciğer olmak {fi}
ein Herz und eine Seele sein {v} yağlı ballı olmak {fi}
ein Herz und eine Seele sein {v} can ciğer arkadaş olmak {fi}
ein Herz und eine Seele sein {v} iki gönül bir olmak {fi}
eine gute Seele sein {allg} iyi bir insan olmak {allg}
eine Seele von Mensch {allg} halim selim bir adam {allg}
jemandem aus der Seele sprechen {allg} birinin düşündüğü gibi konuşmak {allg}
mit Leib und Seele {allg} hararetli {allg}
mit Leib und Seele {allg} canla başla {allg}
mit Leib und Seele {allg} canı gönülden {allg}
mit Leib und Seele {allg} candan {allg}
mit Leib und Seele {allg} içten {allg}