DeutschTürkisch 
Direkte Treffer
die Höhe {f} düzey {i}
die Höhe {f} had {i}
die Höhe {f} incelik {i}
die Höhe {f} irtifa {i}
die Höhe {f} limit {i}
die Höhe {f} miktar {i}
die Höhe {f} rakım {i}
die Höhe {f} sırt {i}
die Höhe {f} tepe {i}
die Höhe {f} tizlik {i}
die Höhe {f} tutar {i}
die Höhe {f} yücelik {i}
die Höhe {f} yükseklik {i}
die Höhe {f} yükselti {i}
die Höhe {f} zirve {i}
hohe Ansprüche stellen {allg} aşrı titiz olmak {allg}
hohe Ansprüche stellen {allg} çok titiz olmak {allg}
Höhe der Beschäftigung {allg} istihdam düzeyi {allg}
Höhe der Besteuerung {allg} vergileme haddi {allg}
Höhe des Kredits {allg} kredinin haddi {allg}
Höhe des Kredits {allg} kredinin limiti {allg}
Höhe des Streitwerts {allg} davanın değeri {allg}
hohe Ehre {allg} büyük şeref {allg}
hohe Geldmenge {allg} yüksek para miktarı {allg}
hohe Inflationsrate {allg} yüksek enflasyon oranı {allg}
hohe Kosten {allg} yüksek maliyet {allg}
hohe Performanz {allg} yüksek performans {allg}
die hohe Schuhe {pl} topuklu ayakkabılar {ç}
hohe See {allg} [Naut.]açık deniz {allg}
hohe Strafe {allg} ağır ceza {allg}
die Hoheit {f} egemenlik {i}
die Hoheit {f} Ekselansları {i}
die Hoheit {f} hakimiyet {i}
die Hoheit {f} hükümranlık {i}
die Hoheit {f} ululuk {i}
die Hoheit {f} yücelik {i}
die Hoheit {f} yükseklik {i}
hoheitlich {allg} mülki {allg}
der Hoheitsakt {m} hakimiyet tasarrufu {i}
die Hoheitsbefugnis {f} egemenlik kudreti {i}
das Hoheitsgebiet {n} milli toprak {i}
das Hoheitsgebiet {n} milli topraklar {i}
die Hoheitsgewalt {f} hakimiyet kudreti {i}
die Hoheitsgewässer {f} bir ülkenin kara suları {i}
das Hoheitsgewässer {n} hakimiyet karasuları {i}
das Hoheitsgewässer {n} karasuları {i}
das Hoheitsrecht {n} egemenlik hakkı {i}
das Hoheitsrecht {n} hakimiyet {i}
die Hoheitsträger {pl} [Pol.]kamu otoriteleri {ç}
hoheitsvoll {adj} haşmetli {s}
hoheitsvoll {adj} ulu {s}
das Hoheitszeichen {n} milli amblem hakkı {i}
das Hoheitszeichen {n} ulusal amblem {i}
die Höhenabweichung {f} yükseklik sapması {i}
die Höhenangst {f} yükseklik korkusu {i}
die Höhenanmessung {f} yükseklik ölçüsü {i}
die Höhenbestimmung {f} yükseklik tayini {i}
die Höhenflosse {f} stabilizati {i}
die Höhenflosse {f} uçakta denge kanadı {i}
der Höhenflug {m} yüksekten uçuş {i}
das Höhengelände {n} dağlık arazi {i}
das Höhengelände {n} engebeli arazi {i}
die Höhenkrankheit {f} yükseklik korkusu {i}
die Höhenkrankheit {f} yükselik fobisi {i}
der Höhenkurort {m} dağ kaplıcası {i}
die Höhenlage {f} irtifa {i}
die Höhenlage {f} rakım {i}
die Höhenlage {f} seviye {i}
die Höhenlage {f} yükseklik durumu {i}
das Höhenleitwerk {n} uçakta irtifa dümeni düzeneği {i}
die Höhenlinie {f} [Geo]doruk çizgisi {i}
die Höhenluft {f} dağ havası {i}
der Höhenmesser {m} altimetre {i}
der Höhenmesser {m} altımetre {i}
der Höhenmesser {m} yükseklikölçer {i}
der Höhenmesser {m} yükseltiölçer {i}
die Höhenmessung {f} yükseklik ölçme {i}
der Höhenplan {m} yükseklik planı {i}
der Höhenruder {m} uçakta irtifa dümeni {i}
die Höhensonne {f} morötesi ışınlar veren lamba {i}
Indirekte Treffer
die auf der Höhe sein {allg} sağlıklı olmak {allg}
auf der Höhe sein {allg} formunda olmak {allg}
auf der Höhe seiner Karriere {allg} kariyerinin doruğunda {allg}
auf die hohe Kante legen {allg} parayı bir köşeye koymak {allg}
auf Höhe sein {allg} sağlıklı olmak {allg}
das ist doch die Höhe {allg} çizmeyi aşıyorsun! {allg}
das ist doch die Höhe {allg} artık bu kadarı da fazla {allg}
das ist doch die Höhe! {allg} çizmeyi aşıyorsun! {allg}
das ist doch die Höhe! {allg} artık bu kadarı da fazla {allg}
die Preise in die Höhe treiben {allg} fiyatları yükseltmek {allg}
die Preise in die Höhe treiben {allg} zam yapmak {allg}
etwas auf die hohe Kante legen {allg} kötü günler için para biriktirmek {allg}
große Höhe {allg} yüksek irtifa {allg}
hohe Ansprüche stellen {allg} çok titiz olmak {allg}
hohe Ansprüche stellen {allg} aşrı titiz olmak {allg}
Höhe der Beschäftigung {allg} istihdam düzeyi {allg}
Höhe der Besteuerung {allg} vergileme haddi {allg}
Höhe des Kredits {allg} kredinin limiti {allg}
Höhe des Kredits {allg} kredinin haddi {allg}
Höhe des Streitwerts {allg} davanın değeri {allg}
hohe Ehre {allg} büyük şeref {allg}
hohe Geldmenge {allg} yüksek para miktarı {allg}
hohe Inflationsrate {allg} yüksek enflasyon oranı {allg}
hohe Kosten {allg} yüksek maliyet {allg}
hohe Performanz {allg} yüksek performans {allg}
hohe Schuhe {pl} topuklu ayakkabılar {ç}
die hohe See {allg} [Naut.]açık deniz {allg}
hohe Strafe {allg} ağır ceza {allg}
in die Höhe gehen {allg} yükselmek {allg}
in die Höhe gehen {allg} kabarmak {allg}
in die Höhe heben {allg} yukarı kaldırmak {allg}
in die Höhe steigen {allg} yükselmek {allg}
in die Höhe steigen {allg} havalanmak {allg}
in die Höhe treiben {allg} şişirmek {allg}
in die Höhe treiben {allg} fiyatları artırmak {allg}
in die Höhe treiben {allg} yükseltmek {allg}
in die Höhe treiben {allg} tavana vurdurmak {allg}
in die Höhe wachsen {allg} uzamak {allg}
in die Höhe wachsen {allg} büyümek {allg}
Kurs in die Höhe treiben {allg} fiyatları yükseltmek {allg}